7 Mayıs 2009 Perşembe

ÖNERİYORUUUM !

X-Men-Wolverine
Başlangıç filmi olarak eksik yönleri vardı.Batman'in başlangıç filmini daha çok sevmiştim ve başarılı bulmuştum. X-Men-Wolverine diğer X-Men filmleriyle karşılaştırıldığında zayıf kalsada fantastik film sevenlerin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
Aksiyon ve görsel efektler için seyredilir.

BOLT
Bir animasyonda hem aksiyon, hem macera, hem komedi, hem de fantastik öğeler arıyorsanız bu filmde bulacaksınız.
Çocuklar için mükemmel, yetişkinler için eğlenceli bir film.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Tavuklu Makarna Salatası

Tombik Kadınlar Ordusu
Dün yürürken dikkatimi çekti. Türk kadınlarının ciddi anlamda bir kilo problemi var arkadaşlar. Göbek ve kalça bölgeleri almış başını gidiyor.Hanımlarımızın aynaya baktıklarından şüpheliyim.Baksalar bile pek umursamıyorlar sanırım. Kendilerine karşı özellikle evlendikten sonra bir küs olma durumları var nedense.
Pek ilgilenmiyorlar nasıl göründükleriyle. Kilolu muyum, karın çevrem 100 mü olmuş, 50 beden mi giyiyorum hiç umurlarında değil.

Bekarken ideal kiloda olan bir kadın, nasıl olsa evlendim, alan almış, satan satmış mantığıyla, 3-4 beden genişliyor bunu da çok normal görüp kabulleniveriyor.
Hele doğum yaptıktan sonra bu onların bahanesi oluyor. Doğumdan sonra kaldı kilolar. Hayır, niye kalsın? Hem hamileyken, hem de doğumdan sonra doğru ve sağlıklı beslenmeyi tercih etmezsen o kilolar yerleşir. Doğumdan sonra sütüm azalmasın diye bol bol yiyenler yanlış davranıyorlar. Çünkü sütü yapan yiyecekler değil tüketilen sıvılar. Doktorlar süt olması için bol sıvı içmeyi öneriyorlar, yemeyi değil.

Yemeyi içmeyi seven bir milletiz bu bir gerçek. Türk yemeklerinin özü yağ, et, salça.Turistlerin burada ilk tatmak istedikleri yemek kebap olunca bununla özdeşleşiyoruz haliyle. Her sokak başında dönerciye, dürümcüye, lahmacuncuya rastlamak mümkün. Bunlarda pek sağlıklı besin olmuyor maalesef. Yağ,protein ve karbonhidrat patlaması yaşıyoruz bunları yiyince. Sonra kollesterol tavan :D
Beden XXXL :))))))))

Sadece dış görünüşümüz düzgün olsun diye değil kalp ve damar sağlığı açısından da aşırı kiloya izin vermemek gerektiğini, günde 20 dakika yürümenin bile kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığını televizyonda Türk Kardiyoloji Derneği’nin hazırladığı eğitici görüntüler söylüyor. Görüntülerdeki siteyi ben ziyaret ettim. Sitede kalp sağlığıyla ilgili bilgilere ulaşırken, kalp için sağlıklı yemek tarifleri de bulunuyor.

Yaş ilerledikçe metabolizma daha da yavaşlıyor. Günde alınması gereken kalori miktarını da aşınca ve de hiç spor yapmayıp az hareket edince şişmanlar ordusu şeklinde sokaklara dökülüyor hanımlarımız ve kötü bir görüntü oluşuyor yollarda.
Sonra da eşlerini çıtırlarla dolu işyerlerine gönül rahatlığıyla gönderiyorlar !! :s

Son olarak diyeceğim şu ki; önce sağlık için, sonrada aynaya baktığınızda özgüveninizin size yeniden gülümsediğini görmek için sağlıklı beslenme ve her gün bol hareket hanımlar ve beyler :)



Tarifim;

Malzemeler:

  • 500 gr.kelebek makarna
  • 6 parça şinitzellik tavuk göğsü
  • 1/2 paket pane harcı
  • 1 yumurta
  • 1 adet havuç
  • Yarım bağ dereotu
  • 1 küçük kutu mısır
  • Mayonez (az yada çok size kalmış)

Yapılışı:

  1. Makarnayı 7-8 dakika kadar tuzlu suda haşlayıp süzün.
  2. Tavuk göğüslerini çırpılmış yumurtaya ve pane harcına bulayıp kızartın.
  3. Havuçları rendeleyin ve geniş bir kapta makarna, havuç, mısır ve dereotounu biraz mayonezle karıştırın.
  4. Bu karışımı salata tabağına boşalttıktan sonra jülyen doğradığınız tavukları üzerine dökün ve servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

KNOWING
Nicolas Cage'in oyunculuğuyla başarısı artmış, kurgusu güzel bir film.
Görsel efekt açısından tatmin edici, fakat havada kalmış uzaylı mı melek mi sorusu var.
Baştan sona beni sürükleyen bir film oldu.Sinemaseverler kaçırmasın.

The Fast and the Furious
Araba ve hız meraklılarının iple çektiği çoğu erkek izleyicilerden oluşan filmi bir bayan olarak değerlendirirsem hoşuma gittiğini söyleyebilirim.
Bundan önceki bu seriden ayrı bir film olarak düşünebileceğimiz Tokya Drift'den daha çok keyif almış ve beğenmiştim.
Bu filmin izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.Çünkü Vin Diesel ve Paul Walker ikilisi bu filmde de başarılı bir grafik çiziyor.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Sevgili Öykü'nün başlattığı bu asil insanın sevgi dalgası etkinliğine katılmamak olur mu?
Sadece özel günlerde değil her zaman KALBİMİZDESİN !

13 Nisan 2009 Pazartesi

Cevizli Kurabiye

Yazamadım uzun zamandır.
Sebebini tam olarak bilemesem de bir süre “duraklama dönemi”ne girdim sanırım. Ya da nadasa bıraktım kendimi.
İnsan psikolojisi işte !
Buna ihtiyacım varmış gibi geldi. Zaman zaman ruhumuz bir yerlere kaçmak ister.
Belki de saklanmak. Farklı bir moda bürünmek. Benimki öyleydi.
Ana yolda giderken farklı bir sokağa sapmak istedim. O sokakta ana yola çıkıyormuş neyseki :)

“Gerileme dönemi”ne girmeden toparlandım :) ve işte buradayım.
Günah çıkarma faslı bu kadar. Sadede gelelim.

Geçen gün bir gazete kadınların 7 günahını araştırmış ve bunu yazı haline getirip okuyucularıyla paylaşmış. ("Seven" filmini izleyip çok etkilenmiş olmalılar :p)
Efendim, biz kadınların günahları ; tembellik,merak, açgözlülük,gurur,dedikodu, alışveriş ve kıskançlıkmış. Bunlar bir tek bizim cinsimize has özellikler değil ama en çok bize yakıştırılmış günahlar.
Şimdi;
Tembellik : Bu özellik, sabahları çayını doldurup, boş ve insana hiçbir şey katmayan kadın programlarını hiç kaçırmadan takip eden, seda sayanla yatıp petek dinçözle kalkan, her sabah göbek atma enerjisini içlerinde nasıl bulundurduklarını anlayamadığım ve bu yüzden evini boşlayan hatunların her gün işledikleri bir günah :) Hiç üstüme alınmıyorum bu günahı :p

Merak : Azıcık ucundan da olsa var hepimizde. Ölçüsü kadından kadına değişir bana göre.Kimi komşusunun, akrabalarının iç çamaşırına kadar şeceresini öğrenmek ister.Bu ona ne sağlar meçhuldür. Kimi arkadaşının kullandığı rujun renk kodunu merak eder. Bu da pek günahtan sayılmaz.

Açgözlülük : İmkb günleri vardır kadınların. Kurlar bile bunlara göre iner çıkar :)
Böyle günlerde bir tabağa 20 çeşit yiyecek konulur. “Ay çok koymuşsun yiyemem ben bunu şekerim” der Obez Hanım. Ama iki laklak, bir kahkaha. Kırıntıları bile kalmaz o kadar çeşidin tabakta. Sonra “ Bak ısrarına dayanamadım canım, çok yedim. Yoksa yemiyorum bu kadar” der.
Hadi oradan !! Senin dayanamadığın karbonhidratın cazibesi. Açgözlüsün sen aç !Bu yüzden günahkarsın! Ve cehenneme gideceksin :)Hahahahaah :D

Gurur : Bu günah mı canım şimdi ? Olmazsa olmaz bu.

Dedikodu : Bunu hayatlarının odak noktası haline getiren kadınlar yok değil. Eski bir sekreterimiz vardı duyduğu bir haberi 10 dakika içinde bütün odalara yayma yeteneğine sahip biriydi. O derece kendini bu konuda yetiştirmiş uzman bir kişilikti :) Eğer bu gerçekten bir günahsa cehennemde ona özel bir süit ayrılmıştır herhalde :)

Alışveriş : Çok günah işledim sayın peder :p

Kıskançlık : Çok kıskanç, adama göz açtırmayan, boğan kadınları hiç anlamıyorum.Böyle davranan kadının kendine özgüveni yoktur bana göre. Her an adamın kendisini bir başkası için terk edeceğini düşünerek hayatı kendilerine ve birlikte oldukları erkeğe zehir ederler. Erkeğin onlara karşı saygısının azalmasına sebep olurlar. Zaten çapkınlık potansiyeli olan bir erkekle birlikteysen onun hayatında ömür boyu sadece sen olmayacaksın. Ya bunu tercih etme ya da bu günahı işleme !!

Çok kolay, mutfağınızda sürekli bulunan malzemelerden yapılıyor bu kurabiye.

Malzemeler:

  • 1 paket margarin
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 1 su bardağı ceviz (çekilmiş)
  • 1 yumurta akı
  • aldığı kadar un
Yapılışı:
  1. Margarini eritin.
  2. Ilınınca pudra şekeriyle çırpın.
  3. Elinizle şekil verebileceğiniz kıvama gelene kadar un ilave edin.
  4. Cevizden 1 çay tabağı kadarını kenara ayırın.Geri kalanını hamura katıp yoğurun.
  5. Elinizle şekil verip üst kısmını yumurta akına değdirip sonra cevize bulayın.
  6. Pişirme kağıdı yaydığınız tepsiye dizip önceden ısıttığınız 170 derecede fırında 20-25 dakika kadar pişirin.

ÖNERİYORUUUM !

Changeling
Angelina Jolie bu filmle oscara aday gösterilmişti. Kazanması gerekeninde o olduğunu düşünüyorum.
Gerçek bir hikayeden uyarlanan bu film beni oldukça etkiledi.
Çocuğu kaybolan bir kadının onu bulmak için polis teşkilatını da karşısına alarak direnişi takdire değerdi.
İyi bir hikaye ve oyunculuk kalitesi.
İzlenmeli.
Nil Kıyısında
Kendine has melodileri ve sözleriyle sıradışı bir Nil albümü.

Ben çok sevdim :)

26 Mart 2009 Perşembe

Bombay Fasülye Pilakisi

Notlar …

“Güneşi Gördüm”ü merak ediyorum.Bir an evvel seyretmem lazım.Şu eleştirmenler evrensel film olmadığını savunuyorlar ve acımasızca eleştiriyorlar ya !
Bir filmin iyi olabilmesi için; illa Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmesi veya Kapıkule’den dışarıya çıkabilmesi mi gerekir, hiç anlayamıyorum. Kımızıgül aştı kendini, bence takdir edilmeli biraz :o
Film dedim de, biraz geç olsa da “Twilight” filmini seyretmek kısmet oldu. Hani bir insan ve vampir arasındaki sıradışı ve epik bir aşkı konu eden, yazar Stephenie Meyer’in “Alacakaranlık” romanından uyarlanan filmi. Makyajları biraz abartılı bulsam da hikaye ve aşkın izleyiciye yansıması çok başarılıydı.Devam filmi de çekiliyormuş.
Ne mutlu :)

Seçimler geldi çattı ! Bu seçimler bana yerel seçimlerden çok genel seçim olacakmış havası verdi. O derece gaza geldi partiler. Mitinglerde sataşmalar, her yana asılmış bayraklar, tanımadığımız, Türkiye’yi değil dünyayı kurtaracakmış gibi sırıtan resimlerle dolu sokaklar.
Eski oturduğumuz sokağın bakkalı bile muhtar olmak için adaylığını koymuş. Nedir bu politika sevgisi ? Adam daha para üstünü doğru düzgün veremezken !!!
Ama tabi bu ülke Receplerin ülkesi. İvedik ve Erdoğan’da halkın içinden gelip çok sevilmedi mi? Bakkal neden ben de bu ülkeyi yönetemeyeyim diye düşünmez mi? Haklı adamcağız :)
Sen Bakkal’sın, büyük düşün !!

Şu güneş yüzünü göstersin, şu bahar kokusunu bir alayım . Hemen kendimi Büyükada’ya ışınlamayı düşünüyorum. Bu gri renk beni çok sıktı. Yeşil rengi ve doğayı kucaklamak için can atıyorum :s

“Amansız Ol”
Reklamlarda duymuşsunuzdur. Türk Milli Takımımızın yeni sloganı !
Bu cümlenin doğru kullanıldığını düşünmüyorum.
Milli olarak yüreklendirmesi gereken kelimeler seçerken daha dikkatli olunmalı sanki.Milletimiz yüreklenelim derken “amansız” kelimesinin anlamını araştırmaya ve tartışmaya başladı :s

Hangi web sayfasına girsem Seda Sayan’ın fotoğrafı ve elinde zayıflamasının sırrı olan elma-krom maddesi. Hala zayıflamak için spor yapmanın ve doğru beslenmenin gerektiğini bilmeyenlerin beynine empoze edilmeye çalışılan bir reklam.
Zayıflamak için niye kapsül yutayım ? Zayıflamaya kesin karar verdiysem ve iradeli biriysem zayıflarım zaten. Bana fenalık geldi elmalı Seda Sayan’dan :s


Tarifim;

Malzemeler:
  • 250 gr. Bombay fasülye
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 adet havuç
  • 1 adet soğan
  • 3-4 diş sarımsak
  • 4 adet kesmeşeker
  • 1 tepeleme yemek kaşığı domates salçası
  • tuz
  • 1 avuç kıyılmış maydonoz
Yapılışı:
  1. Fasülyeleri 1 gün önceden tuzlu ılık suda bekletin.
  2. Bir gün sonra haşlayıp süzün.
  3. Tencerede sıvıyağda ince ince kıydığınız soğan ve havuçları soteleyin.
  4. Bütün halde sarımsakları da katın.
  5. Salçayı ekleyip kavurun.
  6. Sıcak su ekleyip fasülyeleri içine boşaltın.
  7. En son tuz ve kesmeşekerleri katıp kısık ateşte pişmeye bırakın.
  8. 30-40 dakika kadar sonra ocağın altını kapatıp maydonozları üzerine dökün ve kapağını kapatın.
  9. Soğuyunca servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

Twilight
Robert Pattinson ve Kristen Stewart göz ve yürek dolduran bir aşk filmine imza atmışlar.İkisinin performansıda çok doğal ve başarılı.
İkincisini sabırsızlıkla beklediğim, izlemekten keyif duyduğum bir aşk filmiydi.
Kesinlikle izlenmeli :)
Meet Dave
İnsan şeklindeki uzay aracı dünyaya gelirse neler olur?
Eddie Murphy mimikleriyle ve komik görsel sahneleriyle eğlendiren, keyiflendiren bir film.
Sıkılmadan izledim.

16 Mart 2009 Pazartesi

Fırın Sütlaç

Ölü balık
Herkes nasıl hayatından bezgin, tatsız tuzsuz çalışıyor böyle anlatamam. Ekonomik buhran herkesi depresyona soktu.
Ne krizmiş be !!
Ölü balıklara döndü ahali.

Misal ;
Ne zamandır kendime saç düzleştiricisi almak istiyordum.Önce internetten baktım hangi marka iyidir, hangi özellikleri olan üründen daha iyi verim alırım, forumlara girdim memnun kalınmayan hangisiymiş falan filan diye okudum. İşte seramik kaplamalı olacak, elektriklenmeyi önleyen iyon özelliği olacak, ele alınınca çok ağır olmayacak…vs.vs.
Bir kaç markayı beynime yazdım. Önce Vatan Computer’e gittik eşimle. Fotoğraf makinemi ve cep telefonumu oradan almıştım. Hizmeti fena değildi. Saç düzleştiricilerinin olduğu stand ta iki bayan satış elemanı vardı. Bize bön bön bakmalarından arızalı tipler olduklarını anladım ben tabi. Üzerimde böyle insanları çeken bir mıknatıs olduğunu düşünmeye başladım son zamanlarda :)))
Birinci elemanın gösterdiği aletin kutusundan başka ürün çıktı. Fiyatını sorduk. Biri 150 diğeri 200 dedi. Fiyatı muamma yani. Bizimle ilk ilgilenen elemanın yüz ifadesi mimiksiz, donuk.Tam bir robot.Ölü balık ! :) Gitti bir yerlere, sonra kayboldu. İkinci kız bizimle ilgilenmeye başladı. İlgilenmek denirse. Çeşit az. Bunlarda ellerindekini bize kakalamaya çalışıyorlar.Göstere göstere bir tane ürün gösterdi.Saçımı açtırdı.”Durun nasıl düzleştirilir, göstereyim” falan dedi.Ben, bir satış elemanı olarak ürünün özelliklerini anlatacak diye beklerken kız saçıma fön çek
meye başladı.Zar zor elinden aldım.”Benim test etmem lazım, hafif mi, değil mi bir bakayım” dedim. “Hayır, düzleştiriciyle beraber sizi de mi veriyorlar” diyecektim kendimi zor tuttum. “Bunun özellikleri ne ? İyon özelliği var mı bunun ?” diye sordum. “Bilmiyorum isterseniz interneti açayım okuyun” demez mi? Bunu süs olarak koymuşlar oraya.Satış elemanı değil, kuaför olacakmış aslında. İnternetten sipariş verirdim, niye geldim ki ben buraya? “ Kalsın” dedim ve almadan çıktık. Teknosa’ya gittik. Oradan alabildim neyseki :s

Genelleme yapıp kırıcı olmak istemiyorum kesinlikle. Ama mağazalardaki satıcı
arkadaşların çoğunun gerçekten yapmak istediği iş bu değil de iş bulamadıkları için bu işi yapıyorlarmış gibi geliyor bana. Gerçekten hayallerine ulaşmış, yapmak istediklerini yaşamına geçirebilmiş kişi çok azdır muhtemelen. Kim nerede dikiş tutturmuşsa, parasını nereden kazanabiliyorsa orada devam ediyor hayatına.Ya da bir sıçrama tahtası gibi görüp bulunduğu yeri pek ciddiye almıyor.Ekmek aslanın ağzında olunca suçlamamakta lazım onları. Ama sevmesen bile yaptığın işe saygı duyacaksın, en azından bu işten para kazandığını bileceksin. İşinden nefret eden, memnun olmayan kişi anında kendini açığa çıkartıyor.Özellikle müşterilerle direkt temas halinde olanlar çok daha fazla kendilerini belli ediyorlar.
Yüzlerinden akıyor bu ve hemen karşısındakine geçiyor.

Bir düşünür demişki ;
Ya işinizi sevin !
Ya da sevdiğiniz işi yapın !
Sevmiyorsanız bırakın, sevenler yapsın !
Cuk oturdu konunun üstüne ne diyeyim daha :))))

Tarifim;
Malzemeler:
  • 1 lt.süt
  • 1/2 su bardağı pirinç
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1.5 yemek kaşığı buğday nişastası
  • 1 paket vanilya
  • 1 yumurta


Yapılışı:

  1. Pirinçleri yıkayıp orta boy bir tencerede üzerini biraz geçecek kadar su koyup yumuşayana kadar haşlayın.
  2. 1,5 su bardağı kadar sütü bir cezveye ayırın.
  3. Sonra üzerine kalan sütü ve 1 su bardağı toz şekeri döküp kaynayana kadar karıştırın.
  4. Cezvedeki süte nişasta ve vanilyayı katıp sürekli karıştırın ve koyulaşınca sütlacın içine katın.
  5. 6-7 dakika kadar daha pişirip ocağı kapatın.
  6. Sütlacın içinden küçük bir kase sütlaç ayırıp biraz soğutun.
  7. Kalan sütlaçları kaplara dağıtın.
  8. 1 yumurtanın sarısını çırpıp ayırdığınız kasedeki sütlaca katıp karıştırın.
  9. Kaplardaki sütlaçların üzerine eşit şekilde yumurtalı harcı yayın.
  10. Fırın tepsinize kapları yerleştirip kapların yarısına kadar gelecek şekilde tepsiye su doldurun.
  11. Önceden ısıtılmış 200 derecede fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

ÖNERİYORUUUM !

Slumdog Millionaire
Yıllar sonra da hatırlanabilecek ve oscarı haketmiş bir film kesinlikle.
Çocuk oyuncuların performansları o kadar doğal ve başarılıydı ki etkilenmemek mümkün değildi.
Hikayesi, yarışma sorularıyla, yaşanan anıların içiçe geçmiş bir şekilde anlatımı takdire değerdi.
Beğeniyle izlediğim, herkesin izlemesi gerektiğine inandığım bir film.
İki kere öneriyorum :)
Open Season 2
Ailece izlenebilecek, komik sahneleri ve zekice yapılmış esprilerle dolu eğlenceli bir animasyon.
Özellikle Köpekleri çizen yaratıcı arkadaşı tebrik ediyorum :)

10 Mart 2009 Salı

Sebzeli Musakka

Aşk , meşk ....

Dürüst olmak gerekirse son zamanlarda pek yazasım yoktu. O yüzden ara biraz uzadı biliyorum. Ama zorla , sanki mecburmuş gibi yazmakta bana göre değil. İçimden geldiği anda yazmalıyım ki samimi olsun, duygularım size geçsin.

Dün gece sıradışı bir aşk filmi seyrettim. Böyle sıradışı hikayeler ve Yahudilere yapılan zulümlerle ilgili filmler genelde oscarı kazandığı için Kate Winslet’ın “The Reader” filmiyle “en iyi kadın oyuncu” oscarını almış olması şaşırtıcı değil. Performansının oscarı hak edecek derecede olduğunu düşünmüyorum o ayrı.

Seyrettiğim filmlerde azıcık ucundan bile olsa aşk olması lazım. O zaman film benim için daha önemli bir hal alıveriyor. Ki sinema ve dizi sektöründeki senarist arkadaşlar da akıllıca davranıp genelde her filme biraz aşk iksiri damlatıyorlar ve filmleri daha cazip bir şekle dönüştürüveriyorlar. Seyirci sayısı da ister istemez katlanıyor böylece.

Aşk insanın kimyasını değiştiriyor diyorlar ya. O kimyanın, değişime ihtiyacı var onu bilmiyorlar. Hani kan şekerin düşer, telaşla çikolata, tatlı falan ararsın ya onun gibi bir şey aşk. Olmadı mı hasta gibi dolaşır, kendine enjekte edecek sevgi sözcükleri ararsın:)))
Mazhar Alanson ne güzel demiş ;“ hiç aşık olmadım diyenleri anlamıyorum, aşık olmayan eşektir” diye. Aşksız hayat olur mu hiç ? Birini sevmeden, ruhu nasıl coşar insanın ? Dinlediği şarkıların anlamı olur mu? Şarkıların yüzde doksandokuzu aşk üzerine yazılıyken hem de :)

Aşka, sevdiğin insana kendini iyi hissetmek için ihtiyaç duyarsın. Bu anlamda biraz bencilce tabi. Çünkü mutlu olman için o insan hep hayatında olmalı, oradan hiç çıkmamalı. Sesini hep duymalısın ki yediğin yemeğin tadını alasın. Duymadığın zaman midene bir sancı girer, kanın çekilir, hastalık belirtileri baş gösterir. Yataklara düşersin :P Hani Türk filmlerinde aşk acısından verem oluyorlar ya , bu yüzden işte :P Sevdiği kişi gelmeden iyileşemiyor hatun ;
“ Ekrem nerde annee, hala gelmedi mi yoksa ?” diye baygınlıklar geçiriyor :)))))))

Çocukken, dizi filmlerde, kriterlerime ve yaşıma uygun olan karakterlere aşık olurdum. İlk aşkı keşfim platonikti benim. Belki bir çok kişinin öyledir.Hayranlıkla, aşk birbiriyle kardeş olduğu için olsa gerek. Sadece ve sadece gördüğün, dokunamadığın ve seni hiç tanımayan birine sevgi beslemek…. Şimdi düşününce çok garip geliyor. Ama çocukken bile patlamaya hazır bir yanardağın lavlarının içimde bir yerlerde fokurdadığını anlıyorum şimdi.

Doğamızda var, aşka teslim olmak için can atıyoruz hepimiz. Bizim gibi etten, kemikten yapılmış bir insana bağlanmak, onun da bizi, belki de bizim onu sevdiğimizden çok sevmesi için deliriyoruz.
Sanırım, bu üç harfli kelime, bizi yoğun bakımdan çıkarıp, beynimize oksijen gitmesini ve kalbimize kan pompalanmasını sağlıyor.
Yoksa “eşek” değil de morgtaki ölülerden pek bir farkımız kalmıyor.


Malzemeler:


  • 250 gr. kıyma
  • 2 adet patlıcan
  • 2 adet kabak
  • 2 adet patlıcan
  • 200 gr.haşlanmış bezelye
  • 1 adet orta boy soğan
  • 2 adet çarliston biber
  • 2 yemek kaşığı domates salçası
  • 1/2 tatlı kaşığı acı biber salçası
  • tuz, karabiber,kimyon

Yapılışı:

  1. Patlıcanları alacalı soyup tuzla suda biraz beklettikten sonra küp küp doğrayın.
  2. Patates ve kabaklarıda soyup küp küp doğrayın.
  3. Üçünüde kızartıp kağıt havlu serdiğiniz genişçe bir tabakta biraz bekletin. (Böyle yemek fazla yağlı olmuyor)
  4. Bir tavada kıymayı kavurun.Üzerine ince ince doğradığınız soğan ve biberleri de katıp soteleyin.
  5. Salçaları, tuz,karabiber ve kimyonu katın.
  6. Kaynamış suyu bu harcın üzerine döküp 2 dakika sonra ocağı kapatın.
  7. Fırın kabınıza patlıcan, kabak ve patatesleri güzelce dizin.
  8. Üzerine haşlanmış bezelyeleri ve kıymalı harcı döküp gerekirse üstüne 1 parmak çıkacak kadar sıcak su ilave edip 170 derece fırında 40-45 dakika kadar pişirin.

ÖNERİYORUUUM !

The Reader
Filmin özünde çok büyük bir aşk yatıyor ama senaryo bunu insanın gözüne sokmadan işliyor.Filmde en çok beğendiğim yön de buydu, buram buram aşk kokmuyor ama bir erkeğin özünde ilk aşkını nasıl unutamadığını anlatıyor.
İki zamanlı geçen filmde, bir kadının (saflık mı, utanç mı yoksa cehalet mi ) kendince bir sebepten hayatından feragat etmesi acı bir yüzle karşımıza çıkıyor.
İzlenmesi gereken iyi bir hikaye.
Yesman
Üç kelimeyler "harika bir film"
Jim Carrey bu filmde yine tarzını bulmuş ve cuk oturmuş.
Hayatında "evet"e az yer ayıranların ve sürekli "evet" diyenlerin kesinlikle izlemesi gereken bir film.
Eğlendim ve keyif aldım.
Şiddetle öneriyorum.

27 Şubat 2009 Cuma

Ton Balıklı Salata



Mutluluk bir "puzzle" mı ?

Bu soğuklardan dolayı hiç yataktan çıkasım yok.Resmen tırmalıyorum çıkmamak için. Alarm çalıyor, ben yorganın içine daha bir gömülüyorum sanki. Hafifçe gözlerimi aralayıp pencereye baktığımda beni ısıtan, heyecanlandıran güneş ışıkları yerine gri rengin hakimiyetini görünce daha bir kuvvetli kapatıyorum gözlerimi. Alarm zıvanadan çıkıp, geç kalma dürtüsü iyice ayyuka çıkınca ayaklarımı sürte sürte, omuzlarım düşük ve asık bir suratla kendimi banyoda buluyorum.
Bin elli kere soğuk suyu yüzüme çarparak kendime geliyorum. Kışa, soğuğa lanet okuyup lahana gibi kat kat giyiniyorum ve haydi bakalım işbaşı :s

İnsanoğlu çok nankördür.
Yaz gelir, sıcaklardan bunalıp kış hasreti çeker. Kışında yaz gelsin, yaz gelsin diye veryansın eder.
İşsiz olan, işi olsun diye çabalar. İşi olanda böyle tatil olsun, uyuyayım diye can atar.
Saçı düz olan dalgalı, dalgalı olan düz ister. Sakinlik hareketi, gürültü, sükuneti tetikler. Hep bir şeylerin zıttına -ki bu genelde bulunduğun durumun tam tersidir-
ihtiyaç ve özlem duyulur.
Hep eksik bir yan vardır. Ancak o eksik parça bulununca mutluluk resmi tamamlanır. O parça ilk olarak olması istenilen , listenin başındaki, en öndeki ve dua ederken ilk dilenen şeydir.
O olana kadar sahip olunan diğer değerler, göz ardı edilir ikinci planda kalır.
İnsanoğlu neye açsa ve onu ne doyuracaksa hep ona özlem duyar.
Önceliği o olur.
Onu elde edene kadar da asla tatmin olmaz. Bu yüzden tam anlamıyla mutlu olamaz.
Bana göre “insanların mutsuzluğu kendi tatminsizliklerindendir

Canlılarla hayatımız sarılı.
Ailemiz, eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız var hepimizin.
Bazılarını çemberimize dahil edip, bazılarını etmiyoruz. Çemberdekilere değer verip onlardan da aynı değeri bekliyoruz.
“Ben üç kere selam verdim, o da bir kere versin. Ben geç kalacağımı söylüyorsam, o da söylemeli. Ben ona yardım etmiştim, o neden etmesin ? Aramadı, banane o da arasın.” gibi beklentilerimiz olmayınca canımızı sıkıyoruz, istediklerimiz olmadığı zaman tatmin olamıyoruz. Bu da mutsuz olmamızı kolaylaştırıyor.
Ne kadar veriyorsak, o kadarını söke söke bekliyoruz.
Ne bir eksik ne bir fazla.
Aslında “kendimizi çok seviyoruz”da farkında değiliz.
Sizce zırhlarımızı kuşanmasak, hep daha fazlasını istemesek mutlu olmamız kolay olmaz mı ?




Gayet sağlıklı ve lezzetli bir salata ;
Malzemeler:


  • 1 kutu ton balığı konservesi
  • 1 adet kıvırcık marul
  • 1 adet kırmızı lahana
  • 2 adet salatalık
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 kutu mısır
  • 5-6 adet çeri domates

Salata Sosu için:


  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 limon
  • 1 tatlı kaşığı nar ekşisi
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • isterseniz acı toz kırmızı biber

Yapılışı:

  1. Kırmızı lahanaları ince ince kıyıp biraz limon suyu ve tuzla harmanlayın.
  2. Marulları iyice yıkadıktan sonra parmak kalınlığında şeritler halinde doğrayın.
  3. Kuru soğanı ince ince doğrayın.
  4. Salatalıkları yıkayıp doğrayın.
  5. Çeri domatesleri yıkayın.
  6. Mısırı süzün.
  7. Salata tabağınıza bunları güzelce yerleştirin.
  8. En üste ton balıklarını koyun.
  9. Sosunu sos malzemelerini çırparak hazırlayın.
  10. Servis yaparken sosunu ekleyin.

ÖNERİYORUUUM !

The Curious Case Of Benjamin Button
F. Scott Fitzgerald’ın 1920’lerde yazdığı ve seksenli yaşlarında doğup, geriye doğru yaşlanan bir adamı konu alan hikayesinden uyarlanan “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” Brad Pitt oyunculuğuyla karşımızda.
13 dalda oscara aday gösterilen film ödül gecesinden eli boş dönmese de en iyi makyaj, görsel efekt ve sanat yönetimi dallarında aldığı ödüller yeterli miydi tartışılır.
Değişik bir hikaye olması ve Brad Pitt'ten beklenmeyecek derecede iyi bir performans görmem filmi bana sevdirdi.
İzlenmesi gereken ilginç ve duygusal bir yapım olduğunu düşünüyorum.