31 Aralık 2008 Çarşamba

Mutlu Yıllar !


2009 yılında ;
dostluklarımız daha da pekişsin,
hayallerimiz gerçekleşsin,
aşklar, sevgiler artsın,
iyi haber ve müjdeler alınsın,
bedenlerimiz sağlıklı,
dünyamız barış dolu,
yarınlarımız umutlu
ve yaşamımız çok ama çok
keyifli olsun.
~ MUTLU YILLAR ~

29 Aralık 2008 Pazartesi

Tavuklu Krep

Üzerinde yaşadığımız bu gezegeni birbirimize dar etmenin, canlar almanın anlamı ne olabilir?
Yeni bir seneye girmemize üç beş gün kala yine bombalar, kanlar, ağlayan-yakaran günahsız insanlarla dolu fotoğraflarla karşılaşıyorum gazetelerde.
Masum bir bebeği öldürmenin hiçbir haklı sebebi olamaz.
Ama o kadar çok ceset var ki , her yer duman dumana.
Nedir bu problem?
Petrol mü, din mi?, toprak mı ????
Onca cana değer mi tüm bunlar ?
Aynı Keanu Reeves’in son filminde olduğu gibi dünya bir gün hepimizden intikam alacak. İnsanlara hediye edilen bu gezegen bir gün bu kötülük ve kokuşmuşluk içinde hepimizden kurtulmak isteyecek, bizi silkeleyecek ve o gün dünya duracak.
Ve hepimiz bu yapılanların hesabını tek tek vereceğiz.

Egoizm dünyasında yaşıyoruz.
İnsanlar kin ve nefret dolu.
Ülkeler çıkarları doğrultusunda dost ülke oluyor. Düşmansan gözünün yaşına bakmıyor.
İnsani duyguların yerini, vahşi duygular almış. İnsan olmanın en büyük yargıcı vicdansa toprağa gömülmüş.
Barış yerine savaşı tercih edenlerin yatacak yeri yok bu dünyada.
Üstelik bu özgürlük mücadelesi de değil bir katliam.
Buna birde isim takmışlar “operasyon”.
Ne operasyonu ? Etrafı kan gölüne çevirelim, çoluk çocuk demeden böcek gibi ezelim, insanlıktan çıkalım operasyonu mu ?
Şimdi ne yapalım ? Hitler’i takdir mi edelim geçmişte yaptıkları için ?
Yazık bunca insana !!
Hayvanlar bile daha az zarar veriyor ki, onlar yemek ve yaşayabilmek için avlanıyor, insanlarsa bir hiç uğruna işte böyle yamyamlaşıyor.
Benim gibi savaş karşıtı olanlara kalansa tüm bu olanlardan dolayı utanmak ve mağdur halk için üzülmek oluyor.
Voltaire “insan zeka karşısında eğilir, ama şefkat karşısında diz çöker” demiş.
Bu katliamı yapanlar ikisinden de payını alamamış insanlıktan bihaber zavallılar !!
Allah mağdurların yardımcısı olsun.

Tarifim;
Malzemeler:


İç için:

  • 500 gr. kuşbaşı tavuk but
  • 400 gr.mantar
  • 1/2 kutu krema
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz, karabiber
Krep için:


  • 2 adet yumurta
  • 2 su bardağı süt
  • 1 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı tuz
  • tereyağı
Üzeri için:

  • 4-5 dilim kaşar peyniri
  • Minik minik dilimlenmiş kırmızı ve yeşil biber
Yapılışı:
Krep için ;
  1. 2 yumurtayı mikserle iyice çırpın.
  2. Sonra sütü ilave edip çırpmaya devam edin.
  3. 1 su bardağı unu eleyerek karışıma katın, tuzunuda ilave edip çırpmaya devam edin.
  4. Karışımı tekrar elekten geçirerek başka bir kaba alın.
  5. Ortaboy teflon tavaya az tereyağı koyun.Eriyince kepçe (ölçü olarak en fazla 1,5-2 kepçe) yardımıyla karışımdan alıp tavaya dökün.
  6. Kısık ateşte arkalı önlü pişirin.
İçi için;
  1. 2 yemek kaşığı sıvıyağda tavukları soteleyin.
  2. Mantarları yıkadıktan sonra bıçaksırtı kalınlığında dilimleyip tavuklara katın.
  3. Mantarlar suyunu çekince yarım kutu kremayı katıp 2 dakika daha pişirin.
  4. En son tuzu ve karabiberi katıp ocağı kapatın.
  5. Tavuklu içi hazırladığınız kreplerin ortalarına yerleştirip yanlardan kapatın.
  6. Ters çevirerek fırın kabınıza yerleştirin.
  7. Üzerine kaşar dilimlerin koyup, kaşarlar eriyene kadar fırında tutun.
  8. Çıkınca biberlerle süsleyip servis edin.
Afiyet olsun :)





ÖNERİYORUUUM !

Transporter-Taşıyıcı 3
Jason Statham filmleri birbirinden harika oluyor. Dövüş sahneleri ve araba sahneleri süperdi.Ben keyifle izledim.
Yalnız filmdeki Valentina'nın çilleri göz zevkimi tırmalamadı değil.
Yine de aksiyonu yerinde, başarılı,izlemeye değer bir film.
The Day The Earth Stood Still
Dünyanın Durduğu Gün
Dünyanın yavaş yavaş yok olmasını ve en büyük sebebininde insanlar olduğunu konu alan filmde, yaşadığımız gezegenin ne kadar önemli olduğu ve ona gereken değeri vermemiz gerektiği mesajı veriliyor.
Aksiyon açısından vasat ama hikaye açısından başarılı bir fim olduğunu düşünüyorum.
Seyredilmeli.




16 Aralık 2008 Salı

Karides Güveç

Özellikle çalışanlara doping gibi gelen bayram tatili bir solukta bitiverdi. Ne iyi oluyor böyle 1 haftalık aralar :) Kendine geliyor insan.
Hep diyorum, 7 günlük haftanın 4 günü çalışılsa diğer 3 günü bize kalsa diye.Herkes o dört günde işlerini halledebilse diğer günlerde gezse-tozsa, hobileriyle uğraşsa, kendine, dostlarına ailesine daha fazla vakit ayırabilse. Bir yasa çıksa mesela ; nasıl Pazarları çalışma günü dışındaysa, Cuma ve Cumartesi de buna dahil olsa. Süper olur yemin ederim. Tabi işkolikler bana küfrediyorlardır şimdi :)

Efendim, yolculuğumuz Yenikapı-Bandırma arabalı feribotuyla başladı.Hiç sıkılmadık, çünkü yol boyunca iki dizikolik karı-koca olarak laptopta dizi seyrettik.
Sonra bir baktık Bandırma’dayız.Zaten 3.5 saat kadar sonra Karşıyaka’ya varıyorsun.Tabi biz yine yol çabuk bitsin diye aramızda kelime oyunu oynadık.Çok eğlenceli, size de tavsiye ediyorum. Bir kelime söylüyorsun, diğer oyuncu söylenen kelimenin son harfiyle başka bir kelime söylüyor.Biz bunu sonra İngilizce sözcük bulmaya kadar götürdük ki, o daha keyifli ve eğitici oldu.

Bayramda Karşıyaka’nın havası bahar havası gibiydi. Sadece bir gece yağmur yağdı.
Sabah yine günlük güneşlikti. Her tatil olduğu gibi benim iştahım açıldı, doğanın ve kurban bayramının bize verdiği bütün nimetlerden faydalandım. Sabahları Nutellayla can ciğer kuzu sarması oldum. Akşam dolmalarla halay çektim :p

Yine Karşıyaka’nın eski kitap satan dükkanlarının tozunu ve kokusunu yuttum. Gevreğini dişleyerek sahilinde tur attım. Alışveriş yapıp fotoğraflar çektim.

Arog ve Madagascar’ı Karşıyaka’da izlemek nasip oldu.Her iki filmin yorumları aşağıda. Ama şunu söyleyeyim; doğru zamanda vizyona film çıkarmak diye buna derim. Bayramda İzmir nüfusu sinemada kuyruktaydı.Eminim İstanbul’da da durum farklı değildi.

Dönüş yolculuğumuz da sıkıntılı geçmedi.Taki İstanbul sınırlarından içeri girene kadar. Şehirlerarası yolculukta çok rahat olan ben, trafiğe girince sinir küpü oldum.
Bir de Yalova’da yemek molası verdik. Köfteci Mustafa’da İznik köftesi yedik. O kadar lezzetli ve ekonomik olmasına şaşırdık.Oralara giderseniz bir uğrayın derim.

Bayram tatili özeti bu dostlar ! Sonrası biraz griple boğuşmayla geçiyor.Bu grip birde insana sebze çorbası kıvamında karmakarışık rüyalar gördürüyor. Mesela bu sabah gördüğüm rüyada işyerindeyim ve hiç hoşlanmadığım biri bana sipariş veriyor, ama nasıl güleryüzlü ve iyi niyetli davranıyor bana sanki içinden nur, ağzından bal damlıyor. Daha sonra Özgü Namal giriyor içeri benle bir tatlı muhabbete giriyor. Kanki olmuşuz haberim yok :P Finalde şirketi bir grup basıyor, cemaat desem daha doğru. Tanımadığım birini öyle bir dövüyor ki kimse müdahale etmiyor. Ben sinir olmuş bir şekilde neden diye hayıflanırken adamla göz göze geliyoruz.Elinde bir bıçak var ve bana doğru yaklaşıyor. Ben uyanmak istiyorum veeeeeeee .........
Uyanıyorum. Böyle olur ya rüyanın en gerilimli anında otomatik pilot devreye girer.Sen gerçek dünyaya geri dönüverirsin.
“Welcome to the real world”
Hayır içtiğim hap ne kırmızı ne de maviydi :p Bildiğin Tylolhottu ;)

Neyse, yemeğimize dönelim;
Bu arada şu “Yemekteyiz” yarışmasını hiç seyrettiniz mi? Allahım herkes mi gurme olmuş, ya da artist olma derdinde ? Bir kamera insana neler yaptırıyor ve söyletiyor.İnanılmaz !

Malzemeler (5 kişilik)

  • (1 kutu) 500 gr. dondurulmuş karides
  • 400 gr.mantar
  • 2 adet domates
  • 2 adet sivri biber
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • ½ yemek kaşığı domates salçası
  • ½ çay bardağı sıvı yağ
  • 200 gr. rendelenmiş kaşar peyniri
  • tuz ,karabiber,kırmızıbiber,kekik
  • 5 adet toprak pişirme kabı

    Yapılışı:
  1. Öncelikle karideslerinizi çözdürüp sudan geçirin.
  2. Mantarlarınızı iyice yıkayıp temizledikten sonra bıçak sırtı kalınlığında dilimleyin.Üzerine biraz limon suyu sıkıp karıştırın ki kararmasınlar.
  3. Bir tavada küp küp doğradığınız soğanları ve ince ince doğradığınız biberleri sıvıyağda soteleyin.
  4. Minik minik doğradığınız sarımsakları da ilave edin.
  5. Mantarları da katıp suyunu çekmesini bekleyin.
  6. Küp küp kestiğiniz domatesleri ve yarım yemek kaşığı domates salçasınıda ilave edin.
  7. Karidesleri katıp hafifçe karıştırın.
  8. En son tuz ve baharatlarını katıp karıştırdıktan sonra ocağı kapatın.
  9. Toprak kaplara eşit şekilde dağıtın ve rendelediğiniz kaşar peyniriyle kapların üzerini kapatın.
  10. 180 derecede fırında kaşarlar eriyip nar gibi kızarana kadar pişirin ve sıcak servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

A.R.O.G
Eleştirinde eleştirin. Adam emek vermiş, Türk sinemasında denenmemiş olanı denemiş diyen yok.Çalıntıymış, şuymuş,buymuş. Takdir edin arkadaşım. Bu stand up değilki 10 saniyede bir gülesin. Sinema filmi.
Recep İvedik gibi bir film hasılat rekoru kırmışsa bu onu katlamalı bence.Çünkü kıyaslanamayacak derecede emek, maliyet ve kalite var.
Kazandığını halk için harcayanları alkışlamak lazım.
Eğlenceli bir Cem Yılmaz klasiği.
Ben takdir ediyor ve gidin diyorum.

MADAGASKAR 2
İlki de çok eğlenceli bir filmdi.Bu da öyleydi.
Çocuklarınızı mutlaka götürmeniz gereken bir film.Aile, doğa,hayvan sevgisi aşılayan,komik sahneleriyle güldüren, aynı zamanda hareketli dans ve müzikleriyle coşturan başarılı bir animasyon.
New York hayvanat bahçesi sakinleri Aslan Alex, Zürafa Melman, Zebra Marty ve Hipopotam Gloria’nın Afrika maceralarını anlatıyor bu kez.
Şu animasyon çizerlerine hayranım.Harikalar yaratıyorlar :)

6 Aralık 2008 Cumartesi

İYİ BAYRAMLAR HERKESE !!!!

Bu bayram tatilinde İzmir Karşıyaka'da olacağım. Döndüğümde yeni paylaşımlarımla hasret gideririz umarım :) Kendinize çok çok iyi davranın.
Bu bayramda da dilediğiniz bütün dilekler, ettiğiniz tüm dualar kabul olsun.

Her şey gönlünüzce olsun.

Y MUTLU BAYRAMLAR Y

24 Kasım 2008 Pazartesi

Çin Usulü Tavuk

Over and over …

Yaşamımız boyunca bir çok yemek çeşidi dener, bir sürü film seyreder, bir dolu kitap okur, keyif aldığımız bir dolu şey yaparız öyle değil mi?
Ama bu yaptıklarımız arasında bizim için özel olanları tekrarlamaktan, yeniden yapmaktan hiç sıkılmayız. Ben de bıkmadan yinelediğim bazılarını, yazıp paylaşmak istedim bugün.

Yumurtalı Patates (her gün yesem bıkmam, patatesin her çeşidini severim, ama bu hali benim için hep ilk sırada gelir)
Lost (Tüm zamanların en iyi dizisiiii, öyle diyor ya reklamında TNT’de, her bölüm
ünü defalarca izlesem sıkılmaaaam :))
Siyah ( Bir çok kişinin ve benimde vazgeçemediğim tek renk, insanı zayıf gösteren bir renk var mı başka ??)
Brave Heart ( Bir numaralı filmim. Televizyonda hiç sevmediğim Türkçe dublajlı haliyle bile görsem yine de seyrediyorum.)
Haşmet Babaoğlu ( Köşe yazılarını kesip biriktirdiğim ve tekrar tekrar okuduğum tek yazar)
Sil Baştan – Şebnem Ferah ( Her şarkısını severim, bu şarkısını daha bir fazla severim)
You’re Beautiful-James Blunt (Dinlemekten bıkmadan her sabah bu şarkıyla uyanıyorum :))
Cem Yılmaz (Şovuna bir çok kez gittiğim halde, bazen aynı hikayelerini defalarca dinlediğim halde yine de gitmekten vazgeçemiyorum.)
Koyu kırmızı oje ( Bütün ojeler arasında tek geçiyorum.)
Cafe Crown-fındıklı ( Her gün muhakkak bir tane tüketiyorum. Selüliti kim takar? :p)
Camel ortopedik spor ayakkabım (Saatlerce yürü, bana mısın demez, ayaklarımın can dostudur, ayakkabılarım arasında en çok giydiğimdir kendüsü :))
D & R (Büyük alışveriş merkezlerine her gittiğimde uğramadan çıkmadığım tek dükkan J)
Jean Christophe Grange (Kitaplarını tekrar tekrar okuyabileceğim yazarlardan. Birkaç tane daha var tabi, ama ilk o geldi aklıma onu yazdım)
Avşa (Benim için anlamı olan bir ada. O yüzden ömrümün sonuna kadar gitmekten vazgeçemem herhalde.)
Ajandam ( Hoşlandığım sözleri, anlamlı bulduğum cümleleri ajandama sürekli yazacağım sanırım)
Tabu ( playstation ve bilumum bilgisayar oyunları hiç bana göre değil, keyif aldığım ve tekrar tekrar oynamaktan hoşlandığım bir oyun varsa oda tabudur)
Blog (Bu alemde bir seneyi doldurdum, şimdiye kadar o kadar blog yazısı okudum ki, sayısız kitap okumuş gibiyim. Okumaya devam :))
Yemek yapmak ( Herkes yapabilir, ama önemli olan içten gelerek, sevgiyle yapmaktır, hem de defalarca :))

Tarifim :

Malzemeler:

  • 600 gr. kemiği çıkartılmış tavuk budu
  • 2 adet çarliston kırmızı biber
  • 2 adet dolmalık yeşil biber
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 küçük kutu mısır
  • 1 çay bardağı süt
  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 çay kaşığı acı toz kırmızı biber
  • tuz

Yapılışı:

  1. Tavukları 1 çay bardağı sütle üzerleri kızarana kadar soteleyip pişirin.
  2. Ayrı bir tavada halka halka doğradığınız soğanları ve biberleri yarım çay bardağı sıvıyağda soteleyin.
  3. Pişen tavukları biber ve soğanlarla harmanlayıp içine mısırlarıda katın.
  4. İki dakika daha karıştırıp ocağın altını kapatın.
  5. Tuz ve baharatlarını ilave ettikten sonra servis edin.

Not: Arzu ederseniz bu yemeğe soya filizide ilave edebilirsiniz.

ÖNERİYORUUUM !

Made of Honor
Gelin Benim Olacak
Patrick Dempsey başta olmak üzere tüm oyuncuları başarılı bir yapım.
Belki aşk hikayesi klişe olabilir ama bence filmin konusuna bakılınca diğer filmlerden ayrılıyor. Yani erkek nedime olayı farklı bir bakış açısı olmuş.
İskoçya manzaraları ve gelenekleriyle harmanlanmış, güldüren bir aşk hikayesi.Bence izleyin.
Bangkok Dangerous
Zor Karar
Bu adam her tipe giriyor ve kendini izlettiriyor. Nicolas Cage seven biri olarak ortalama bir yapım olmasına rağmen seyrettim.
Hiç bir filmini kaçırmıyorum. Burada da kiralık bir katil rolünde.

13 Kasım 2008 Perşembe

Muzlu Bisküvili Pasta

Şanssızlıklar dizisi
Hayatımda ilk defa dışarda yediğim bir yemekten böcüük çıktı :((- tırtıl da diyebiliriz- O da doğum günüme denk geldi:(((

Kaç gündür canım patlıcan kebabı çekiyordu. Güzel bir yerde yapıldı mı süper lezzetli olur. Biz de bizim semtin sayılı restoranlarından birine gidelim de hakkını veren bir kebapçıdan yiyelim dedik. Hakikaten parmakla gösterilecek yerlerdendir Başvekil. Adını yazayım mı yazmayayım mı diye bir an tereddüt ettim ama yazmamın daha doğru olacağına karar verdim. Yılların restoranı, köklü bir müşteri potansiyeli var. Biz de onlardan biriydik. Dün geceye kadar …
Gittik, bir güzel kurulduk masaya. Menüyü çok incelemeden hemen siparişlerimizi verdik. Hali hazırda belli siparişimiz. Günlerdir patlıcan kebabı rüyaları görüyorum çünkü :PPPP
Yirmi dakika sonra siparişler geldi. Gayet hoş sunumda hazırlanmış tabaklara gömülüp ilk adımda patlıcanların kabuklarını soyduk. Bir iki çatal köftesinden yedik. Sonra ne göreyim. Önce inanamadım, sonra konduramadım. Hayır yanılıyorum herhalde deyip iyice tabağa zuuumm yaptım. Ama yanılmadığımı anladım. Yeşilliklerin kenarında çok pişmiş bir yavru tırtıl kebap olmuş, boylu boyunca yatıyor. O hoş tablo tamamen kayboldu. Tabi benim o neşeli yüzüm anında değişti. Çatal elimden ister istemez ayrıldı. Eşim de tabi hemen anladı. Tabaklar aynen iade oldu ve hesabı istedik. Garsonlar binbir kere özür dilediler, hesabı almadılar. Ama nafile.. Olan olmuştu bir kere. İşletmenin sahibi geldi, bir sürü açıklamalar yaptı. Yok efendim, “bunlar yeşilliği çok seviyorlar, ne kadar ilaçlarsam ilaçlayayım, kurtulamıyorum bunlardan” gibi aptal saptal iki laf etti.
Ey işletme sahibi amca bey!! Mazeret mi bu şimdi ? Elemanların yeşillik yıkamayı bilmiyorlar mı? Kör mü bunlar, koskoca tırtılı domates çekirdeği mi sanıyorlar? Ya da aşçılarını uzakdoğudan mı transfer ettin yemeklerin içine börtü böcek katsın diye nedir?
O yediğim iki lokma boğazıma dizildi yemin ederim.
Restoran çıkışı ise ikinci bir şok geçirdim. Arabamız çekilmiş. Aslında hata bizde park edilmeyecek yere park etmişiz. O kadar yanlış yere park eden araç arasından bir güzel bizim arabayı seçmişler çekmek için. Hadi buda bizim Pınar’a doğum günü hediyemiz olsun der gibi. Üst üste şaka gibi bir doğum günü gecesi geçirdim.
Seneye Allah kerim artık :)
Neyse ki geçen Cumartesi akşamı iyice bir kurtlarımı döküp eğlenmiştim Galata’da.
Çok fazla moralim bozulmadı o yüzden.Gitarla canlı Türkçe şarkılar dinlemek isteyenlere keyif verecek bir çok mekan var. Biz Neptün Club’ı tercih ettik. Hele eğlence çıkışı o boğazın manzarasına bakarak ve deniz kokusunu içimize çeke çeke bir balık-ekmek yiyişimiz vardı ki sormayın.
Patlıcan kebabı yanında halt etmiş :))

Hafif ve pratik çok beğenerek yediğim bir pastadır kendileri.

Tarifi buyrun ;

Malzemeler:
  • 2 paket pötibör bisküvi
  • 3 paket krem şanti
  • 3 çay bardağı süt
  • Ayrıca bisküvileri ıslatmak için 1 su bardağı süt
  • 2 adet muz
  • 1 çay bardağı çekilmiş ceviz

Yapılışı:

  1. 3 çay bardağı soğuk süte 3 paket toz krem şantiyi döküp mikserle koyulaşana kadar çırpın.
  2. Dikdörtgen bir tepsiye pişirme kağıdını yayın.
  3. Üzerine biraz krem şanti sürün.
  4. Bisküvileri sütle ıslatın.
  5. Üç sütun halinde aralarında biraz boşluk bırakarak bisküvileri (4 tane) alt alta dizin.
  6. Üzerine bir kat krem şanti bir kat bisküvi olacak şekilde üç kat dizin.
  7. En üste sürdüğünüz krem şantiden sonra üç sütunun en ortasındaki bisküvilerin üzerine muzları yerleştirin.
  8. Sonra yanlardan kavrayıp sütunları üçgen olacak şekilde birleştirin.
  9. En üste biraz daha krem şanti sürerek pastanın üzerini güzelce sıvayın.
  10. Pişirme kağıdını kapatıp 2 saat kadar buzdolabında bekletin.
  11. Sonra pişirme kağıdından ayırıp servis tabağınıza alın.
  12. Çekilmiş cevizle süsleyin.
  13. Sonra dilimleyip afiyetle yeyin.



ÖNERİYORUUUM !

Quantum Of Solace
Daniel Craig 'in intikam duygularıyla hareket ettiği bu Bond filmi, bu sefer pek fazla göz dolduramayan bir aksiyon ile seriye devam etmiş...Günümünüz global sorunu küresel ısınma ve Amerikalıların yeni terörü 'su' filmin konusunu içeriyor.
Dövüş sahneleri filmin en beğendiğim sahneleriydi...Ama bundan önceki Casino Royal'de aksiyon sahnelerinin içeriği çok daha çarpıcıydı.
Bu filmde sahneler daha yavan kalmış. Bond kızlarıda öyle.
Bu yüzden bir evvelkine göre daha ivmesi düşük bir film.
Yine de izlenmeli diyorum.
P.S. I Love You
İkiside çok kaliteli oyuncu olunca film daha bir seyredilesi oluyor tabi.
Duygusal, hayata dair kılavuz niteliğinde bir aşk hikayesi.
Keyif alarak ve biraz da sulu gözlerle izledim.



5 Kasım 2008 Çarşamba

Ispanaklı Tavuk Sarma

Geçen haftadan beri gazetelerde, televizyonlarda bu “Hüseyin Üzmez vakası”nı takip ediyorum. Takip ediyorum ve görüyorum ki bağlı bulunduğu gazete ve onun zihniyetindekiler adama hiç tepki vermeyip, üstelik her şeyi yastık altı yaptılar. Aslında buna şaşırmamam gerekir, çünkü ne idüğü belirsiz bir raporla adam bir şekilde cezaevinden salıverildi zaten. Şimdi ben bu durumda ülkemin ne kadar vahim bir durumda olduğunun nasıl farkında olmam? Ve nasıl gelecekle ilgili endişeye kapılmam?
Hele eşi ve kendisinin, kameralara pişkin pişkin gülücükler saçmasının ardından nasıl bir yola doğru durmadan devam ettiğimizi düşünmem?

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğu zaman bize bazı devrimleri de armağan etti. Bunlardan biri ve en önemlisi de kadın-erkek eşitliğine dayanan tekeşli aile yapısını içeren şu anki sistemimiz. Bu da kanunla zorunlu hale getirildi. Modern, gerici olmayan, çağdaş yaşamın gereği, olmazsa olmaz bir sistem bu. Ama ne yazık ki, Hüseyin Üzmez ve onun zihniyetindeki yobazlar bu çağda bile din hukuku ve emri adı altında resmi nikah dışında kaç tane olduğu belirsiz kadınlarla (ya da sübyanlarla ) beraber olup, bunun sevap olduğunu savunarak, kendi azgınlıklarının üstüne kılıf geçiriyorlar ve bir güzel harem kuruyorlar kendilerine. Cahil ve yine “dinimizin gereği buymuş” diye kendini kandıran akılsız kadınlarda böyle güle oynaya karşılıyor, baş tacı ediyor kocalarını.

Türkiye’de hayata geçirilmek istenen şey aşikar. Bu başımızdakilerden, yaşanan olaylardan da gün yüzüne çıkıyor işte. Asırlar önce oluşturulmuş Arap yaşam tarzı, modern yaşam tarzıyla değiştirilmeye çalışılıyor.Bu da gözümüzün içine içine sokuluyor böyle. Bu din istismarı değilse nedir? Laik ve modern düzene kılıç vurmak değil de nedir?

Ekranlarda, gazetelerde, ahlaktan, günahtan, dindarlıktan bahsedenler bir ellerini vicdanlarına koysunlar. Şimdi bu adam çok mu iyi yaptı da siz bu adamı yerden yere vurmayıp, gönül koymadınız ? İpini çekmediniz?

Çocukla, yetişkin arasındaki ayrımı yapamayan, çocuk intihara kalktığı halde, psikolojisi bozulmamış diyen bir cehalet ordusundan ne beklenir ki?

Şimdi Türkiye nereye gidiyor? diye sormayın.
Hala görmüyorsanız, bir göz doktoruna görünün.



Ben ıspanağa bayılıyorum. Onunla yemeklere değişik tatlar katmayıda seviyorum.Bu yemeği ilk defa denedim.Hem tadını, hem de görüntüsünü çok beğendim.Misafir ağırladığınız zaman sunum açısından iyi bir alternatif olabilir.





Malzemeler:


  • 2 adet tavuk göğsü (şinitzellik dilimlenip dövülmüş)
  • 1 kilo ıspanak
  • 1 paket pane harcı (Knorr)
  • Sıvı yağ
  • Tuz, karabiber, kimyon
  • Birkaç tane kürdan
Yapılışı:


  1. Ispanağı bol suda yıkayıp tutam tutam koparın (bıçakla kesmezseniz vitamini içinde kalır)
  2. Sıvıyağda ıspanağı kavurun.
  3. Tuz, karabiber ve kimyon ilave edin.
  4. Ispanak biraz soğuduktan sonra tavuk dilimlerinin içine sığacak miktarlarda koyup rulo şeklinde sarın.
  5. Açılmaması için yanlarından kürdanla tutturun.
  6. Bu şekilde pane harcına bulayıp kızgın yağda kızartın.

ÖNERİYORUUUM !

SAW - V
Testere-5
Devam niteliğindeki film, önceki filmlerdeki cinayetlerin flashbackle çözümlenmesini sağlıyor.
Gerilmek isteyenler yine izlesin fakat önceki 4 filmi izlemedilerse hikayeden bir şey anlamayacaklardır.
Geçenlerde yapılan ankette gelmiş geçmiş en iyi korku filmleri arasında ilk ona giren "Saw" 4. sırada.
Veronica Mars
Şu anda 2. sezonunu izliyoruz.
Esprileri hoş, hikayesi başarılı.
Konusu için,lisede, baba mesleği dedektiflik yapıp bundan parada kazanan, aşkları biraz karışık bir genç kızın maceraları desek yanlış olmaz.
Gençlerin keyifle takip edebilecği bir seri.

29 Ekim 2008 Çarşamba

CUMHURİYETİMİZ 85 YAŞINDA !


Kimliğimizi, bayrağımızı, özgürlüğümüzü, bu üzerinde nefes aldığımız vatan toprağını bize 85 yıl önce hediye eden Ata'mı saygıyla ve özlemle anıyor, dünyadaki bütün TÜRK'lerin CUMHURİYET BAYRAMI'nı yürekten kutluyorum...


27 Ekim 2008 Pazartesi

Yeter Artık !!!!!!!!

Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz?
Demokrasiymiş, ne demokrasisi?
İnsan haklarıymış? Ne hakkı ne hukuku?
Böyle bir zihniyet olabilir mi?
Bir densiz yüzünden kalk sen hiç suçu olmayan bütün blogları kapat! Birini kapatmak çok zormuş gibi !
Onca insanın yazma, paylaşma, fikirlerini ifade etme hakkını elinden al !
YAZIKLAR OLSUN !
Düşünemeyen, yazı yazmayan, beyni olmayan, tepki göstermeyenleri yönetmek daha kolaydır.
Öyle mi????????
SEN ÖYLE SAN !

23 Ekim 2008 Perşembe

Bisküvili Pasta

Komik Anlar :D
İnsanın hayatında bazı anlar vardır.Hatırladıkça güldüğü, anımsadıkça kızardığı :)))
Geçenlerde benim başıma her ikisinide içeren bir şey geldi. Yazarken hala gülmekte ve kızarmaktayım :D Sizinlede paylaşayım dedim. Gününüz neşelensin :p
Biliyorsunuz, müzik dinlemeyi seven biriyim.Özellikle iş çıkışı kulaklıkları takıp ruhen beslenmeye bayılırım. Yine öyle bir iş çıkışında, kulaklıklarımı taktım, cep telefonumdan radyomu açtım.Otobüs durağına doğru yürümeye başladım.Bu arada şunu belirtmeliyim; müziği yeni aldığım cep telefonumdan dinlemekteyim.Telefonumun özelliklerine de henüz yabancıyım.Aynı zamanda sol kulağımda, ani işitme kaybı rahatsızlığı geçirdiği için az duyar.Kanalları değiştirirken farkettim ki ses çooook çok derinden geliyor.Alla alla ne oldu buna, kanalları mı çekmiyor, yoksa benim kulakta mı sorun var diye düşünürken kulaklığı bir çıkarttımki "mamma miaaaaaa". Etrafa canlı yayın yapıyorum.Telefonun konumu son ses hoparlörde kalmış mı? Radyo kanalında da "saaallaaaa saaalllaaaa gül memeler çaaağlaaasııın" çıkmamış mı? Düşünün halimi.Düşünmeyin ben anlatayım; tamamen şokta, şaşkın, kızarmış hatta morarmış bir surata, paniklemiş,kilitlenmiş durumdaki ellere sahibim o dakikalarda. Beynim bir beş saniye kadar durdu, kafamı yerden kaldıramadım.Çünkü laf atmaya meyilli erkek müsvettelerine bir malzemeyim ve etrafta onlardan o kadar çok var ki, onlara davetiye çıkarmış durumdayım. O sırada gökten bir melek indi ve beni bu durumdan kurtardı demek isterdim ama buna benzer bir şey oldu. Bir taksi yanımda beliriverdi. Kendimi arka koltuğa nasıl attığımı hatırlamıyorum. Yemin ederim adrenalin yükselmesinden mideme ağrı girdi. Sonra düşündüm. Bu, bir toplum içinde yaşama bilinci bizi nasıl sarıp sarmalamış. Her an, rezil olma, yargılanma gibi korkularla bir arada yaşıyoruz.Ve bu bilinç, birçoğumuzu dizginliyor, frenliyor ve bir çizgiye oturtuyor.
Benim cep telefonuyla böyle komik anılarım çoktur.Bir gün de cep telefonumu Taksim meydanındaki çiçekçilerin orada düşürdüğümü sanıp çiçeklere doğru yürümüş,onlara doğru eğilmiş ve telefonumun sesinin çantadan geldiğini eğildiğim sırada kulağımın çantaya yapışmasıyla anlamıştım. Ama her bölmesini aramıştım çantanın yoktu. Aradığında bazı şeyler inadına bulunmak istemiyor işte.Ne yapayım? O çiçekçilerin önünden her geçtiğimde hatırlar, gülerim.
Son zamanlarda Mustafa Sandal'ın oynadığı muhabbet kart reklamlarına çok gülüyordum.Hani şu elinde cep telefonuyla kızları tavlamak için konuşup hava atmaya çalıştığı ama telefonun aniden çalmasıyla morardığı reklam. Eeeee ne demişler gülme komşuna gelir başına :DDDD

Bir çoğunuz biliyordur ve denemiştir bu pastayı. Denemeyenler için içi fındıklı, üstüde çikolatalı olarak tekrar denemelerini tavsiye ediyorum.

Malzemeler:

  • 2 paket pötibör bisküvi (çifte kavrulmuş)
  • 1 paket kakaolu puding
  • 750 ml.süt
  • 1 su bardağı fındık (dövülmüş)
  • 1 paket bitter çikolata (40 gr.)
  • 1 paket sütlü çikolata (40 gr.)

Yapılışı:

  1. Sütle pudingi pişirin.(Ben puding pişerken içine bir kaç madlen çikolata attım, çikolata tadı daha hissedilir olsun diye)
  2. Pastayı yapacağınız kabın altına biraz puding yayın.
  3. Üzerine bisküvileri dizin.Sonra tekrar puding yayın.
  4. Dövülmüş fındık serpip kat kat bu şekilde dizin.
  5. En üste yine puding yayıp biraz soğuduktan sonra rendelediğiniz çikolatalarla süsleyin.
  6. Buzdolabında biraz bekletip servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

Death Race-Ölüm Yarışı
Filmin başında yer alan sözler sanki bugünü görür nitelikte ve dikkat çekiciydi: 2012 USA Ekonomisi çöktü. Kayıda geçen zarar inanılmaz büyüklükteydi. Suç kontrolden çıktı; bununla birlikte hapsetme sistemine ara verildi. İsim sahibi bir çok kurum kazançlarını illegal yollara taşıdı.
Bu illegal yollardan biri arabalarla yapılan gladyatör yarışları.
Aksiyon harika !
Jason Statham mükemmel !
Daha ne diyeyim, fevkaladenin fevkinde 10 üzerinden yıldızlı 10 :DDDD

Yüksek Sadakat
Katil & Maktül 2008
Son zamanlarda en çok dinlediğim "ben seni arayamam" şarkısı işte bu albümde.
Seviyorum bu arkadaşların yaptıkları müziği.
Bu yüzden en kısa zamanda her Çarşamba gecesi saat 11.30 'ta sahne alacakları Jolly Joker Balans'a gitmeli."Yarım Kalmış Hikayeler" ini dinlemeye.
Konserleri nerede ve ne zaman derseniz alın size resmi web siteleri : http://www.yukseksadakat.com/
Hemen öğrenin :D

15 Ekim 2008 Çarşamba

Blog Action Day' 08

Bugün herkese mübarek olsun arkadaşlarım !...
Sabah Pandora’yı okudum, hatırladım.Unutmuşum ben bugünün hareket günü olduğunu. O zaman bende bir şeyler yazayım.Madem “action” günü :)
Pandora, yoksulluktan dem vurmuş, global bir yaraya parmak basmış. Yoksulluğun bitmesi mümkün olmasa da (hele hele bu son ekonomik kriz en güçlü devletleri bile sarsmışken) dileklerine canı gönülden katılıyorum.


Bense çocuklardan bahsedeceğim. İçimden öyle geldi :D

Çocuklar; Tanrı'nın bu günahkar dünyaya gönderdiği melekler değil mi sizce? Her bakışları birer masumiyet timsali.

Ruhları, tıpkı bir hamur gibi iyiliğe veya kötülüğe yoğrulmaya hazır. Temiz ve saf kalpli.

Onları ağlatan sadece kırılan ya da alınmayan bir oyuncak .Belki de yemek istemedikleri bir yemek. (Ya da bulamayıp, yiyemedikleri)

Gözleri ise yetişkinlerin yorgun bakışlarına karşın çakmak çakmak.Işıl ışıl...

Hayal dünyaları, hepimizi beşe katlar. O kadar kocaman, eşsiz ve fantastik :)

Büyüdükçe omuzlarına binecek yığınla yükten habersiz, kendi dünyalarında birer süper kahraman onlar. Güçlü ve kurtarıcı...

Onlar ; günbegün yaptıkları ve öğrendikleriyle ağzımızı açık bırakan zeka kumkumaları. Geleceğin dahileri :)

Bazen ortalığı birbirine katan, haşarılıklarıyla bezdiren yaramaz yumurcaklar.

Bazen de herhangi bir odaya girdiklerinde o odanın havasını değiştiren, yumuşatan, merhamet duygusu saçan afacanlar.

Kimi zaman savaşın ne anlama geldiğini bilmeden, savaşın göbeğinde yaşam mücadelesi veren bir mağdur.

Kimi zaman ebeveynleri olmadan hayata atılan yetim birer yürekler.

Onlar çocuklar....

İçimizi ısıtan, her daim yüzümüze gülümseme yayan.
Geriye gelmeyecek çocukluklarını en iyi şekilde ve çocukça yaşamayı hakeden...

Herkese sevgiler :)))

9 Ekim 2008 Perşembe

Krep

Güzeldi, bitti ...
Harıl harıl iş hayatına döndük yine. İlk gün adapte olmak biraz zor olsa da kavrayıp içine alıverdi beni bir hortum misali. Sonrası malum. İster istemez monoton bir kozmozun içinde yaşam mücadelesi :)))

Bir defa bayram çok dinlendirici geçti.İyi geldi yani. Bomboş bir İstanbul ayaklarımızın altındaydı. Tatil sonrası Pazartesi sabahı bunu bir kez daha anladım. Finali yağmurlu olsa da mis gibi bir hava hakimdi. Bütün stresi ve negatifliği aldı götürdü.

Ortaköy'de kahvaltı yapmak keyifli ve insanın bu şehre bir kere daha aşık olmasını sağlıyor. Yaşama sevinci aşılıyor sanki o deniz, o manzara.
Bu kış herkesin boynunu rengarenk fularlar,kaşkollar saracak sanırım. Çünkü sürüsüne bereket tezgahlar bunlardan kaynıyor.

Çok çok uzun zamandır hiç Türk dizisi seyretmiyorduk. Çok sevilen ve seyredilen "Yaprak Dökümü"nü bile hiç izlemedim düşünün artık. "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisi var hani.Onun 41 bölümünü de seyrettik tatilde. Biraz önyargılı yaklaşırdım o diziye. Ama izleyenler bilirler (ki Türkiye'nin yüksek bir çoğunluğu bu diziyi takip ediyor, filmi sinemalara geldiğinde o kuyrukları hatırlatmaya gerek yok) boş bir dizi kesinlikle değil. Abartılı yanları olsa bile, vatan-millet sevgisini empoze etmesi, her ne kadar öyle görünse de devleti sadece başbakan ve cumhurbaşkanının yönetmediği, bir çok gücün, bir çok konuda etkili olduğu konularına değinmesi halka aydınlatıcı mesajlar göndermesi gibi etkenler diziyi izlenir kılıyor. Bir de ben Türkiye'de bir başka diziye bu kadar çok para harcandığını duymadım. Masraftan çekinilmeyen sahneleri var ve bu yönüde onu başarılı yapmasında etken.

Cuma Pazarı'na gittim. Kafama koymuştum illa pazar alışverişi yapmam lazımdı. Bir kaç parça giyecek aldım. Dönüşte domatesçinin kafasına domatesleri atmamak için kendimi zor tuttum. Beni kandırmaya çalıştı, baktım arkadaki çürükleri dolduruyor bende fırçamı attım başkasından aldım.Ne kadar çakal dolu bu memlekette... Bir de, pazarlarda mesela korsan adidas etiketi dikilmiş eşofmanı orjinal markaymış gibi satmaya çalışan satıcılara çok gülüyorum. İddiaya girecekler neredeyse kendilerini bile inandırmışlar. Saf olmayagör pazarlık yapman hayal bu metropol tilkilerinin içinde :))

Polonezköy'e gidemedik maalesef. Gideceğimiz gün yağmur yağdı. Bizde erteledik çok kısa bir zaman sonraya.

Tatilde bu krepten talep üzerine iki sabah üst üste yaptım. Çok güzel mi yaptım nedir? :DD

Malzemeler:

  • 2 adet yumurta
  • 2 su bardağı süt
  • 1 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı tuz
  • tereyağı
Yapılışı:

  1. 2 yumurtayı mikserle iyice çırpın.
  2. Sonra sütü ilave edip çırpmaya devam edin.
  3. 1 su bardağı unu eleyerek karışıma katın, tuzunuda ilave edip çırpmaya devam edin.
  4. Karışımı tekrar elekten geçirerek başka bir kaba alın.
  5. Ortaboy teflon tavaya az tereyağı koyun.Eriyince kepçe (ölçü olarak en fazla 1,5-2 kepçe) yardımıyla karışımdan alıp tavaya dökün.
  6. Kısık ateşte arkalı önlü pişirin.(Arkasını kapak yardımıyla veya el maharetiniz varsa zıplatarak çevirin :)))
  7. Çilek reçeliyle, beyaz peynirle çok lezzetli oluyor.

AFİYET OLSUN

ÖNERİYORUUUM !

Eagle Eye-Kartal Göz
Son dönemde seyrettiğim en iyi kurgulanmış aksiyon filmlerinden.
İnsanoğlunun yarattığı teknolojiye nasıl esir olabileceğini, bir bilgisayarın bile bir intikamcıya dönüşebildiğini anlatan sürükleyici nitelikte bir bilim-kurgu.
Filmi izledikten sonra cep telefonuma bile çok iyi davranmaya başladım :))))))))
Amerikalıların biz herşeyi biliriz,görürüz,herşeye hakimiz mesajı filmde var mı? Var.
Nim's Island
Macera Adası
Keyifli bir aile filmi izlemek istiyor musunuz? O zaman bu filmi seyredin.
Film, babası ile birlikte kimsenin bilmediği ıssız bir adada yaşayan Nim ile dışarı çıkma fobisi olan kapandığı evinde kitap yazmaya çalışan bir yazarın hayranına yardım etmek için girdiği bir macerayı anlatıyor.
Eğlenceli, görsel açıdan bol doğa manzaralı bir film.
İzleyin.

26 Eylül 2008 Cuma

Mercimek Köftesi

Bayram geldi, çattı.Bayram nedeniyle uzunca bir tatil olması herkes gibi beni de mutlu etti.Bu bayram İstanbul’dayız, ama bunun için çok üzülmüyorum. Çünkü aynı zamanda kalabalığı azalmış bir İstanbul’un tadını çıkarmak için can atıyorum.Günü birlik İstanbul gezileri organize ediyorum kafamda. Özellikle Polonezköy’e gitmeyi çok istiyorum. Doğayla baş başa kahvaltı edip,yürüyüş yapıp ya da bisiklete binip oksijen depolamak istiyorum.Bol bol fotoğraf çekmek istiyorum orada.Umarım hava tam istediğimiz gibi bir bahar havasında olurda keyfimiz daha bir katmerlenir.

Ortaköy, Yeniköy, Beşiktaş,.. bizi bekler. Fazla bekletmeden oralara da bir uğramalı. Şöyle bir boğaz turu fena olmazdı :D

Cuma Pazarı… Cuma günleri en yoğun olduğum günlerden biri olduğu için epeydir gidemiyordum. Pazaryerleri hep enerji verir bana. Tezgahların arasında kaybolup, pazarlık yapmak, dolaşırken haşlanmış mısır yemek hoşuma gider. (Şimdilerde mısırı da bardağa doldurdular ya pes! Onun tadı kemirirken çıkar değil mi ? Ay anti-yenilikçi biri oldum çıktım ben galiba :D)

Leman Sam konseri varmış 1 Ekim’de Balans’ta. Bir arkadaş grubu oluşturup gitsek ya ! Ne zevkli, ne muhteşem olur.

Robert De Niro ve Al Pacino’nun filmi geliyor.Kaçar mı Allah aşkına ?

Canım sürekli gezmek olur mu ? Biraz da evimizde dinleniriz. Okunması gereken bir dolu kitap var. Sonra film seyredip, dondurma yeriz. (Carte Dour’un Fıstık Büyüsü’nü deneyin, mmmgggghhh :D)

Tamam, yukarıdakileri yapmak güzel.Ama bayram ziyaretlerini de unutmadım canım. Ziyaretlerimizi bitirip sonra tozu dumana katarız :D

Eveeeet !
Sevgili dostlar, gelmekte olan Ramazan Bayramı’nız kutlu olsun.
Umuyorum ki , bu bayramda, ruhunuz, yiyeceğiniz o şekerlerle, çikolatalarla, tatlılarla ballansın,tatlansın :D
Bayramınız ailenizle, dostlarınızla kısaca sevdiklerinizle dolu dolu, süüüpeeeerrr geçsin. :D Her şey gönlünüzce olsun :D

Tarifim:

Malzemeler:

  • 1.5 su bardağı kırmızı mercimek
  • 1 su bardağı köftelik bulgur
  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • 4-5 adet taze soğan
  • Yarım demet maydonoz
  • 1 tatlı kaşığı acı biber salçası
  • 2 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  • kimyon, tuz

Yapılışı:

  1. Mercimekleri temizleyip yıkayın.
  2. Üzerini 2-3 parmak su geçecek şekilde tencerede iyice haşlayın.
  3. Sonra içine 1 bardak köftelik bulguru boşaltıp, tuz ekleyip karıştırın ve demlenmeye bırakın.
  4. Taze soğan ve maydonozları ince ince kıyıp kenarda bekletin.
  5. Küçük bir tavada sıvıyağda salçaları ve baharatları kavurun.
  6. Tencerede mercimek ve bulgurun üzerine boşaltıp karıştırın.
  7. Sonra derince bir kapta mercimek, bulgur, taze soğan ve maydonozları iyice yoğurun.
  8. Elinizle köfte şekli verip marul ve limonla servis edin.


ÖNERİYORUUUM !

1408 Room
John Cusack, filmde doğaüstü olaylar üzerine kitaplar yazan başarılı bir yazarı canlandırıyor. Yine doğaüstü olaylara odaklanan son kitabı için araştırma yaparken Dolphin Oteli’nin 1408 numaralı odasında bir takım gizemli olayların olduğunu keşfediyor.
Geçmişte kitapları için yaptığı çalışmalardan elde ettiği bilgilerden, 1408′in önemli bir mit olduğunu anlıyor. Otel yöneticisiyle görüşüp bu odada kalmaya karar veriyor ve herşey ürkütücü bir boyuta varıyor.

Başarıyla yansıtılmış bir gerilimi ve John Cusack'ın tek başına filmi götürdüğü iyi bir performansı var.
The Sopranos
Kalitesini tartışmaya gerek yok. Amerika'da yedi sezon bıkıp usanmadan izlenen, ödülleri peşpeşe toplayan bir dizi. (Yapılan istatistiklere göre gelmiş geçmiş seyredilen en iyi filmin "Baba" olduğu düşünülürse "The Sopranos"un bu kadar çok tutulmasının sebepleri aşikar )

Biz ilk iki sezonu izledik.3. ve 4. sezonu aldık.Sabırsızlıkla izlemek istiyorum.
Araf-Elif Şafak
Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı? İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı, insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.

18 Eylül 2008 Perşembe

Sosisli Gözleme


Sevinç...
Haşmet Babaoğlu'nun köşe yazısını okudum ve çok hoşuma gitti. Diyor ki; "ben hayatım boyunca "sevelim, sevilelim edebiyatı" yapmaktan kaçındım.Onun yerine "sevinç" duygusundan, "Tanrı'nın o güzelim kıvılcımı"ndan yana taraf tuttum.Elimde fenerle sevinç aramaya çıktım."
Gerçektende hayatımızda "sevinç" olmasa sevginin, sevmenin anlamı olur muydu? Hayata tutkuyla bağlanmamızı sağlayan, bu yüreğimizden ağzımıza kadar yükselip taşan heyecan duygusu olmasa zevk alacak nemiz kalırdı?

Sokağa çıkın, etrafınıza bir bakın. Sevince dair bir şeyler görebilecek misiniz gözlerde, tavırlarda ? Yok denecek kadar az değil mi? Genelde herkesin yüzünde "hayaaat beni neden yoruyosuuun?" ifadesi var.

Herkesin içindeki derdini bilemezsin tabi. Ama mutsuz, neşesiz insanlar topluluğu dolaşıyor sokaklarda.İçlerinde fitili ateşlenmiş her an patlayacak bir bomba var sanki. Sevinçtense eser yok.
Sevgi yok mu etrafta elbette var. Ama sevgilerde bir tutku yok. Bir mecburiyete dönüşüyor her şey.

Eskiden mektup gönderirlerdi, kart gönderirlerdi insanlar birbirine. Bir çaba, emek vardı. Duygular klavye tuşlarında takılıp kalmazdı.Ruhundan eline, elinden kaleme, kalemden kağıda geçerdi. Sonra da yazılan kişiye ulaşır.Defalarca okunup saklanırdı. Şimdi kolayı var oku, sonra delete tuşuna bas. İşte bu kadar. Sevgilisinin yüzünü görebilmek için yüz kere penceresinin önünden geçen sevgililere ne oldu? Ne olacak? Facebooktaki sayfasına girip resmine baktı mı, özlemi geçiveriyor.Üstelik bir de hediye gül resmi gönder oldu bitti.

Eski değerlerimizi kaybetmeden yeniyi karşılayabilseydik eğer, o zaman neşe,sevinç daha mı bol olurdu yüzlerde?

Sevinçle,heyecanla sevilebilir miydi?



Tarifim:
Malzemeler:

  • 1 adet yufka
  • 8-10 adet kokteyl sosis
  • 3-4 adet kornişon turşu
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 adet yumurta
  • tereyağı
Yapılışı:

  1. Önce iç malzemesini hazırlamek için sosisleri ince ince dilimleyip tavada kavurun.
  2. Üzerine bir yemek kaşığı salça koyup pişirmeye devam edin.
  3. Kornişon turşularıda ince dilimler halinde doğrayıp sosislerin içine katın, karıştırıp ocağın altını kapatın.
  4. Yufkayı büyükçe bir kare haline getirerek kenarlarını ortaya doğru katlayın.
  5. Ortasına iç malzemeyi yayıp üzerine çırptığınız 1 adet yumurtayıda yayarak dökün.(İsterseniz biraz beyaz peyniride ufalayıp ekleyebilirsiniz)
  6. Sonra kenarlarını zarf gibi kapatıp teflon tavanıza yağ sürmeden koyun.
  7. Arkalı önlü pişirip servis tabağına alın.Üzerine bıçakla biraz tereyağı sürüp dilimleyerek servis edin.

Not: İmeem'de kapanmış :( Müziksiz bile olsa paylaşıma devam.

ÖNERİYORUUUM !

Dan in Real Life (Şamar Oğlanı)
Sonu belli olan klasik bir aile filmi gibi gözükebilir.Steve Carell ile komedi içiçe geçmiş olduğu için seyretmeden önce beklenti bu olabilir.Ama filmin çoğunluk yüzdesini komedi unsuru oluşturmuyor.Konusu itibariyle ilginç bir tesadüfle başlayan ve gelişen film bir kaç sahnesiyle sizi içten güldürmeyi başarıyor. Onun dışında aşkın bir beceri mi yoksa bir duygu mu olduğunu öğrenip eğlenerek vakit geçiriyorsunuz.



JUNO
Ellen Page gibi genç ve yetenekli bir oyuncu ile başarısını bir kat daha arttırmış bir yapım.Filmin senaristi Diablo Cody ilk senaryo denemesiyle akademi ve bafta ödüllerinde "en iyi özgün senaryo" ödülünü aldı.Eskiden striptizci olduğunu okumuştum.Lise yıllarında yakın bir arkadaşının hayatından esinlendiğini söylemiş senaryoyla ilgili.Filmin en önemli artılarından biri de tabii ki müzikleri, sahnelerin yarattığı duygularla çok iyi örtüşüyorlardı.
İzlemekten keyif aldığım bir film oldu :))

9 Eylül 2008 Salı

Lazanya

Herkese selamlar :))
Yoğun, yoğun, yoğun günlerimden dolayı mola vermek durumundaydım.Geçen ay bir sürü, bir sürü misafirim vardı. Hem işyerinde hem de evde beni bekleyen bir dolu işlerim vardı.Bazen hayattaki önceliklerin değişebiliyor ne yazık ki :( O yüzden bir ara vermek zorundaydım. Beni özlemiş olanlara gönül dolusu sevgiler :) Özellikle Pandora'ya.


Efendiiiimm, bu blog dünyası acayip bir dünya. Neden mi?
Beni öyle bir sarıp sarmalamış, içime öyle bir sorumluluk duygusu aşılamış ki, bir süredir yazamadığım için içimde bir suçluluk duygusuyla yaşar oldum.Aman ara çok açıldı, aman bir film öneremedim, aman yeni tarif deneyemedim diye kendi kendimi yedim. Vicdanım sızım sızım sızladı.
O zaman anladım ki, ben gerçekten beni rahatlatan, bana yeni dostlar kazandıran iyi bir yoldayım ki buna bu kadar üzülüp, kafama takıyorum.İnanın eksikliğini çok hissettim blogumun. 2007 Kasım ayında kanıma giren blog dünyası beni yörüngesinde tutmaya devam edecek gibi gözüküyor.Baksanıza, resmen günah çıkardım deminden beri :)
Bu ay yurtdışından gelen misafirlerim vardı.Onun öncesinde eve bir temizlik operasyonu düzenledim. Ama ne temizlik !! Nerdeyse tırlatıyordum. Hem çalışıp hem eve gelip ev işleriyle uğraşmak tam deli işiydi yani. Hiç bu kadar hiperaktif olmamıştım. Evime uzun süredir içime sinecek bir yardımcı hanım bulamadığım için bütün evin işi bana kaldı. Yine temizlik öncesi “bana özel” listeler hazırladım.Tam kaçık işi:) Şu yapılacak, bu yapılacak, şurası silinecek, burası düzenlenecek diye bir liste oluşturdum.Okusanız gülersiniz :) Ne yapayım, bu şekilde atlamadan, daha motive bir şekilde yapabiliyorum. Ama neyseki biraz geçte olsa bir hanım bulduuuuum. Leylaaaa.

Buna gerçekten ihtiyacım vardı. Çalışan bayanlar için ev işleri büyük bir problem olabiliyor.Çünkü, gerçekten her şeye yetişmesi oldukça zor. Böylelikle daha fazla zaman kazanmış olacağım ve daha çok tarif deneyebileceğim HAHAAYYY:D

Evet ben yine aranızdayım. Yeni tariflerim ve yeni paylaşımlarımla :)
Çok beklettim biliyorum.Bunun için üzgünüm.

İşte tarifim:

Malzemeler:

  • 600 gr.kıyma
  • 1 kutu Barilla lazanya
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 adet sivri biber
  • 2 adet domates
  • 2 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1/3 demet maydanoz
  • 250 gr. kaşar peyniri rendesi
  • tuz
  • karabiber
Ayrıca beşamel sos için:

  • 50 gr.margarin
  • 3 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı un
  • tuz
Yapılışı:
  1. Derince teflon bir tavada önce kıymayı kavurun.
  2. Sonra içine ince ince kıydığınız kuru soğanı,sarımsakları ve biberleri katın.
  3. Küp küp doğradığınız domatesleri ilave edip sotelemeye devam edin.Salçayı ve baharatlarıda katıp biraz karıştırın.
  4. En son ince kıydığınız maydonozu katıp ocağın altını kapatın.
  5. Beşamel sos için, ayrı bir tavada margarini eritin.Unu ilave edip topak topak olmadan ve karartmadan kavurun.Sütü yavaş yavaş ilave edip krema haline gelinceye kadar karıştırın.Tuzunu katıp 5 dakika kadar daha pişirin.
  6. Derin fırın kabınızın dibine biraz beşamel sos sıvayın.Üzerine bir kat lazanya hamuru döşeyin.
  7. Onun üstüne biraz daha beşamel sosu, sonra sırasıyla kıymalı harç, kaşar peyniri rendesi ve lazanya hamuru olmak kaydıyla dört kat dizin.En üst kata lazanya hamurunun üstüne beşamel sos ile kaşar peyniri rendesi yayın. 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

Sonra hepsini mideye gönderin :))



ÖNERİYORUUUM !

Zohan
Bu adamın bir filmi de kötü olsun. Yok olmaz.Çünkü çok iyi bir oyuncu.Hem komedi, hem dram oynayabilen nadir oyunculardan.
Bu filmde de kırıp geçiriyor.İsrail'de ajan olmasına rağmen hayalindeki mesleğin kuaförlük olduğunu keşfetmesiyle başlayan kahkaha fırtınasına kapılıyorsunuz.
Filmde siyasi mesajlarda var. Bence izleyin.Adam Sandler'ın hiç bir filmi kaçmaz. Geçen gün "Spanglish" filmini veriyorlardı CNBC'de. Ne güzel bir filmmiş o.Bir kere daha anladım.