Makarnalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Makarnalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2009 Çarşamba

Tavuklu Makarna Salatası

Tombik Kadınlar Ordusu
Dün yürürken dikkatimi çekti. Türk kadınlarının ciddi anlamda bir kilo problemi var arkadaşlar. Göbek ve kalça bölgeleri almış başını gidiyor.Hanımlarımızın aynaya baktıklarından şüpheliyim.Baksalar bile pek umursamıyorlar sanırım. Kendilerine karşı özellikle evlendikten sonra bir küs olma durumları var nedense.
Pek ilgilenmiyorlar nasıl göründükleriyle. Kilolu muyum, karın çevrem 100 mü olmuş, 50 beden mi giyiyorum hiç umurlarında değil.

Bekarken ideal kiloda olan bir kadın, nasıl olsa evlendim, alan almış, satan satmış mantığıyla, 3-4 beden genişliyor bunu da çok normal görüp kabulleniveriyor.
Hele doğum yaptıktan sonra bu onların bahanesi oluyor. Doğumdan sonra kaldı kilolar. Hayır, niye kalsın? Hem hamileyken, hem de doğumdan sonra doğru ve sağlıklı beslenmeyi tercih etmezsen o kilolar yerleşir. Doğumdan sonra sütüm azalmasın diye bol bol yiyenler yanlış davranıyorlar. Çünkü sütü yapan yiyecekler değil tüketilen sıvılar. Doktorlar süt olması için bol sıvı içmeyi öneriyorlar, yemeyi değil.

Yemeyi içmeyi seven bir milletiz bu bir gerçek. Türk yemeklerinin özü yağ, et, salça.Turistlerin burada ilk tatmak istedikleri yemek kebap olunca bununla özdeşleşiyoruz haliyle. Her sokak başında dönerciye, dürümcüye, lahmacuncuya rastlamak mümkün. Bunlarda pek sağlıklı besin olmuyor maalesef. Yağ,protein ve karbonhidrat patlaması yaşıyoruz bunları yiyince. Sonra kollesterol tavan :D
Beden XXXL :))))))))

Sadece dış görünüşümüz düzgün olsun diye değil kalp ve damar sağlığı açısından da aşırı kiloya izin vermemek gerektiğini, günde 20 dakika yürümenin bile kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığını televizyonda Türk Kardiyoloji Derneği’nin hazırladığı eğitici görüntüler söylüyor. Görüntülerdeki siteyi ben ziyaret ettim. Sitede kalp sağlığıyla ilgili bilgilere ulaşırken, kalp için sağlıklı yemek tarifleri de bulunuyor.

Yaş ilerledikçe metabolizma daha da yavaşlıyor. Günde alınması gereken kalori miktarını da aşınca ve de hiç spor yapmayıp az hareket edince şişmanlar ordusu şeklinde sokaklara dökülüyor hanımlarımız ve kötü bir görüntü oluşuyor yollarda.
Sonra da eşlerini çıtırlarla dolu işyerlerine gönül rahatlığıyla gönderiyorlar !! :s

Son olarak diyeceğim şu ki; önce sağlık için, sonrada aynaya baktığınızda özgüveninizin size yeniden gülümsediğini görmek için sağlıklı beslenme ve her gün bol hareket hanımlar ve beyler :)



Tarifim;

Malzemeler:

  • 500 gr.kelebek makarna
  • 6 parça şinitzellik tavuk göğsü
  • 1/2 paket pane harcı
  • 1 yumurta
  • 1 adet havuç
  • Yarım bağ dereotu
  • 1 küçük kutu mısır
  • Mayonez (az yada çok size kalmış)

Yapılışı:

  1. Makarnayı 7-8 dakika kadar tuzlu suda haşlayıp süzün.
  2. Tavuk göğüslerini çırpılmış yumurtaya ve pane harcına bulayıp kızartın.
  3. Havuçları rendeleyin ve geniş bir kapta makarna, havuç, mısır ve dereotounu biraz mayonezle karıştırın.
  4. Bu karışımı salata tabağına boşalttıktan sonra jülyen doğradığınız tavukları üzerine dökün ve servis edin.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Fesleğen ve Domates Soslu Makarna

Ofis manzaraları
Kriz, kriz, kriz…
Dönen çekler, işten çıkarılanlar, batan firmalar…
2009 ekonomik olarak geçirilen en kötü kriz yılı oldu. Daha öncekiler bu kadar uzun sürmemiş, bir şekilde firmalar toparlanabilmişti. Ama bu sefer durum farklı. Özellikle tekstil sektöründe tam bir düşüş söz konusu. Bu kazanılan paralar nereye uçtu bilemiyorum. Bir anda herkesin cepleri boşalıverdi.

Tekstil sektörü bir dönem o kadar parlak bir çağ geçirmişti ki. Herkes çok karlı işler yapmış, çok paralar kazanmış, mantar gibi tekstil firmaları türemişti. Şimdi bu firmalar batarak sapır sapır dökülüyor. Piyasa sanki bu fazlalıkları silkeliyor. Yüzeyde, sadece doğru adımlar atabilenler, gerçekten iyi ve sağlam müşterileri olanlar tutunabilecek.

Özellikle tekstil sektörü çok karışık bir sektördür. Her tipten insana rastlanabilir.
Firma sahiplerinden, çalışanlara ve müşterilerine kadar Türkiye’nin bir yelpazesini görmek mümkündür. İşten anlayan, tuttuğunu koparan satın almacılar olduğu gibi, kendini patronla ortak sanıp, şirketin sahibi gibi etrafına yaptırımlar uygulamaya çalışan müşteriler vardır. Bu tipler etraflarındakileri kendi elemanı gibi görüp kukla gibi oynatmaya bayılırlar. Tabi bu tavırları benim gibilere rastlayınca söner o ayrı :PP

Tekstil sektöründe “etiket” imalatı yapanların, yani bizlerin işi çok zordur aslında.

“Etiket” kıyafete dikilecek son aksesuar olduğu için hep siparişlerde en sona bırakılır ve bu yüzden bütün siparişler hep acildir. Müşteri siparişi bugün verir, yarın malı tıra yükler. Nasıl oluyorsa ? Malları tıra yükler ama bütün ceremeyi ve stresi de yetiştirmeye çalışanlara yükler. Yetiştiremezsen de sana tuzlu bir reklamasyon faturası keser. Ve işin trajikomik tarafı; ürün(kıyafet) satışa çıkar. Gider biri alır. Kaşındırıyor diye yakasından senin o kadar uğraş verdiğin etiketi keser atar :)
Tuhaf ve komik değil mi?

Neyse, ben bu olan biten hakkında diyorum ki;
bu ekonomik kriz bir an evvel yansın bitsin, kül olsun. Hatta dağa kaçsın :)
Bir daha da dönmesin. Biz de rahat bir nefes alıp önümüzü görelim.
Bu arada eklemeden geçemeyeceğim, sevgili başbakanımız hala halkımıza üç çocuk yaptırmada ısrarcı mıdır çok merak etmekteyim. Çünkü doğanların işi gücü yok, doğmamışlar, doğduklarına pişman olmasın sonra.


Tarifim :

Malzemeler:

  • 350 gr. kelebek makarna (Barilla Farfalle)
  • 2 adet domates
  • 50 gr. taze veya kuru fesleğen
  • 150 gr. rende parmesan peyniri (sert beyaz peynirde olabilir)
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  1. Makarnayı kaynamış suda haşlayın.
  2. Sıvıyağı tavada ısıtın.
  3. Kabuğunu soyup küp küp doğtadığınız domatesleri ekleyin. 10 dk.kadar pişirin.
  4. Tuz ve karabiberle çeşnilendirin.
  5. Fesleğen yapraklarını kabaca doğrayın veya kuru fesleğeni ilave edin.
  6. Makarnanın üzerine döküp parmesan peyniriyle süsleyin.




9 Eylül 2008 Salı

Lazanya

Herkese selamlar :))
Yoğun, yoğun, yoğun günlerimden dolayı mola vermek durumundaydım.Geçen ay bir sürü, bir sürü misafirim vardı. Hem işyerinde hem de evde beni bekleyen bir dolu işlerim vardı.Bazen hayattaki önceliklerin değişebiliyor ne yazık ki :( O yüzden bir ara vermek zorundaydım. Beni özlemiş olanlara gönül dolusu sevgiler :) Özellikle Pandora'ya.


Efendiiiimm, bu blog dünyası acayip bir dünya. Neden mi?
Beni öyle bir sarıp sarmalamış, içime öyle bir sorumluluk duygusu aşılamış ki, bir süredir yazamadığım için içimde bir suçluluk duygusuyla yaşar oldum.Aman ara çok açıldı, aman bir film öneremedim, aman yeni tarif deneyemedim diye kendi kendimi yedim. Vicdanım sızım sızım sızladı.
O zaman anladım ki, ben gerçekten beni rahatlatan, bana yeni dostlar kazandıran iyi bir yoldayım ki buna bu kadar üzülüp, kafama takıyorum.İnanın eksikliğini çok hissettim blogumun. 2007 Kasım ayında kanıma giren blog dünyası beni yörüngesinde tutmaya devam edecek gibi gözüküyor.Baksanıza, resmen günah çıkardım deminden beri :)
Bu ay yurtdışından gelen misafirlerim vardı.Onun öncesinde eve bir temizlik operasyonu düzenledim. Ama ne temizlik !! Nerdeyse tırlatıyordum. Hem çalışıp hem eve gelip ev işleriyle uğraşmak tam deli işiydi yani. Hiç bu kadar hiperaktif olmamıştım. Evime uzun süredir içime sinecek bir yardımcı hanım bulamadığım için bütün evin işi bana kaldı. Yine temizlik öncesi “bana özel” listeler hazırladım.Tam kaçık işi:) Şu yapılacak, bu yapılacak, şurası silinecek, burası düzenlenecek diye bir liste oluşturdum.Okusanız gülersiniz :) Ne yapayım, bu şekilde atlamadan, daha motive bir şekilde yapabiliyorum. Ama neyseki biraz geçte olsa bir hanım bulduuuuum. Leylaaaa.

Buna gerçekten ihtiyacım vardı. Çalışan bayanlar için ev işleri büyük bir problem olabiliyor.Çünkü, gerçekten her şeye yetişmesi oldukça zor. Böylelikle daha fazla zaman kazanmış olacağım ve daha çok tarif deneyebileceğim HAHAAYYY:D

Evet ben yine aranızdayım. Yeni tariflerim ve yeni paylaşımlarımla :)
Çok beklettim biliyorum.Bunun için üzgünüm.

İşte tarifim:

Malzemeler:

  • 600 gr.kıyma
  • 1 kutu Barilla lazanya
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 adet sivri biber
  • 2 adet domates
  • 2 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1/3 demet maydanoz
  • 250 gr. kaşar peyniri rendesi
  • tuz
  • karabiber
Ayrıca beşamel sos için:

  • 50 gr.margarin
  • 3 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı un
  • tuz
Yapılışı:
  1. Derince teflon bir tavada önce kıymayı kavurun.
  2. Sonra içine ince ince kıydığınız kuru soğanı,sarımsakları ve biberleri katın.
  3. Küp küp doğradığınız domatesleri ilave edip sotelemeye devam edin.Salçayı ve baharatlarıda katıp biraz karıştırın.
  4. En son ince kıydığınız maydonozu katıp ocağın altını kapatın.
  5. Beşamel sos için, ayrı bir tavada margarini eritin.Unu ilave edip topak topak olmadan ve karartmadan kavurun.Sütü yavaş yavaş ilave edip krema haline gelinceye kadar karıştırın.Tuzunu katıp 5 dakika kadar daha pişirin.
  6. Derin fırın kabınızın dibine biraz beşamel sos sıvayın.Üzerine bir kat lazanya hamuru döşeyin.
  7. Onun üstüne biraz daha beşamel sosu, sonra sırasıyla kıymalı harç, kaşar peyniri rendesi ve lazanya hamuru olmak kaydıyla dört kat dizin.En üst kata lazanya hamurunun üstüne beşamel sos ile kaşar peyniri rendesi yayın. 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

Sonra hepsini mideye gönderin :))



11 Haziran 2008 Çarşamba

Mercimekli Spagetti

Pilim bitmek üzere :(
Enerjimin tükenmesine çok az kaldı.
Benim acilen bir tatile ihtiyacım var.
Yaz aylarına girince bir rehavet mi, yoksa aşırı bir yorgunluk mu çöktü benim üzerime bilemiyorum.
Bir an evvel kendimi serin sulara atma, o iyot kokusunu uzuuunca tatma ihtiyacı başladı bende.Güneş kendini bol bol göstermeye başladığı vakit dört duvar arasında kalmak istemiyorum.Yaz mevsimiyle paralel bir şekilde bedenim ve ruhum sanki bir mıknatıs çekiyormuş gibi şehir hayatından uzaklaşmak istiyor.
Bu mevsimin beni cezbeden çok yönü var. O yüzden en sevdiğim mevsim diyebilirim yaz için. Şöyle parmak arası terliklerimi giyip, tenim hindistan cevizi kokarken salına salına yürümek, sonra havlumun üstüne uzanıp ağız kulak mesafesi sıfır bir şekilde Penguen dergimi okumak istiyorum :p:DDD
Bazen “niye öğretmen olmadım ki ben ?” diye çok hayıflanırım. Öğretmenler yazın ve tatilin tadını uzun süre çıkartabilme şansına sahip oluyorlar çünkü. Biyocum kulakların çınlasın :D
Eğer öğretmen olsaydım, kesinlikle beni iki-iki buçuk aylık o yaz tatillerinde denizin dibinden ayıramazlardı.Deniz aşığıyım çünkü ben.(Tabi deniz anasız ve yosunu az olanına :p) Öyle deniz kenarında saatlerce yatıp bronzlaşma derdinde olan biri değilim kesinlikle. Fakat gelecek planlarım arasında alınıp tepe tepe keyfi sürülecek, denize yakın veya deniz manzaralı mütevazı bir ev yatıyor. Kısmetse o günler çabuk gelsin :D
Yazı, kışı kalmadı artık ama yazın en çok tükettiğim gıda dondurma.Bir çok kişide olduğu gibi. Fındık parçacıklı, çikolata soslu ve kaymaklı şu aralar favorim:pp
Güya diyetteyim ama dondurmaya hayır diyemiyorum.Az da olsa tadımlık yemeden duramıyorum.Roma dondurmacıları (dondurma ilk Roma imparatorluğunda çıkmış ya bizimkilerde hemen şube açıyorlar böyle :D :p) tatil beldelerinde hani dondurmayı külahta top top satarlar.Mutlaka alırız her akşam. Binbir çeşit meyveden dondurma yaparlar.Kavunlusundan tut, kayısılısına kadar.Bayılırım o kuyruğa girip dondurma almaya.Çocuk gibi sevinirim:D
Yaz akşamları bir başka güzel olur. Her zevke ve yaşa göre değişir eğlence anlayışı.
Capcanlı gitar sesleri yayılırken etraftan, aynı zamanda okey taşlarının sesleri ve kahkahalar da az değildir. Herkes tatil moduna girmiştir artık. Stresten uzak bir gevşeme hakimdir havaya. Bana son yıllarda, akşamları eşimle, dostumla şarap içip sohbet etmek daha bir keyif verir oldu. Hoplayıp zıplamayı tercih etmiyorum artık, o enerjiyi bulamıyorum kendimde. Bakış açım ve tatil anlayışım bir parça değişti, daha sakin bir müzik dinleyerek geceyi sonlandırmak daha cazip geliyor.Herhalde büyüdüm ve galiba yaşlanıyorum :(
Tek sevmediğim tarafı bu mevsimin bilumum haşarat ve özellikle sivrisinekleri beraberinde getiriyor olması. Sivrilerin en çok tercih ettikleri kan grubu da A Rh+. Kendimden biliyorum :DD
Bir de bir yaz gecesi uykulu gözlerle ve çıplak ayakla karafatma üstüne basmışlığım vardır.Hiç anlatmayayım, biraz sonra yemek tarifi vereceğim çünkü :s
Neyse arkadaşlar, güneşten mi, denizden mi, kumsaldan mı, yoksa aşkı ve eşimi bu mevsimde bulmamdan mıdır bilmem. Seviyorum ben bu YAZI.

Ve hiç bitmesin istiyorum.


Not: Bu arada inanınki yoğun iş hayatı yüzünden elimden geldiğince çabuk güncellemeye çalışıyorum blogumu. Keşke iki günde bir güncelleyebilsem :((
Beni merak ettiği için mesaj atan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.İyi ki varsınız :)


Tarifim:

Malzemeler:
  • 1 paket yassı spagetti makarna (500 gr.) (Filiz marka ve yumurtalı erişte olan önerilir)
  • 1 su bardağı yeşil mercimek (haşlanmış)
  • 1 adet havuç
  • 3-4 sap taze soğan
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 adet domates rendesi
  • 2 kaşık spagetti napoliten sos
  • 2-3 diş sarımsak
  • 50 gr.tereyağı
  • Tuz
  • Kara biber,kırmızı biber

Yapılışı:

Makarnayı 8-10 dakika kadar haşlayıp süzün. Kuru soğanı ay şeklinde, taze soğanı da ince ince doğrayın.Havucu minik küpler halinde doğrayın.Sos tavasında tereyağını eritin.Soğanları soteleyip, havuçları ilave edin.Onlarda sotelendikten sonra domates rendesi ve napoliten sosu katın.Dövdüğünüz sarımsağı,tuzu ve baharatlarıda kattıktan sonra en son yeşil mercimeği ilave edin.İki-üç dakika da öyle pişirdikten sonra haşlayıp süzdüğünüz makarnayla karıştırın.

Makarnakolik bir aile olduğumuz için her çeşit makarnayı bayılarak yiyoruz.Bu da onlardan biri.

En kısa zamanda görüşürüz :)) Kendinize iyi davranın :)

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kremalı Mantar Soslu Makarna

Uzun zamandır “fobilerimiz” konusunda yazmak istiyordum.
Her insanın ufakta olsa korkusu ya da korkuları vardır değil mi?
İtiraf ediyorum.Evet benim korkularım vaaaar :p :S
Yazarsam biraz hafifletmiş olur muyum acaba? Terapi niteliğinde bir yazı olur belki kimbilir?
Bu korku denen illet, insanoğlunu en zayıf anlarında yakalayan bir duygu…
İrade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan, onu çaresiz ve özgüvensiz bırakan bir şey…
En fazla günyüzüne çıkan korkumu trafikte yaşıyorum ben.
Galiba bu benim en büyük korkum :(
“Trafik kazası geçirir miyim korkusu”
Bunun fobi olan adını (trafinismortfobi olabilir mesela :p :) bilmiyorum.Bilen varsa söylesin.
Karşıdan karşıya geçerken yeşil ışık bana “geç” emri verse dahi gelen arabaların bana olan mesafesinin gerçekten tehlike arz etmeyecek seviyede ve durumda olduğundan emin olmadan yola adımımı atamıyorum. Trafikte şöför koltuğu yanında da pek rahat değilim. Şöföre güvenmediğimden değil, sanki diğer araçlara güvenmiyorum. Korku yanında güven problemi de yaşıyorum sanırım. Acaba bu korkumun sebebi filmlerde haddinden fazla ve etkileyici trafik kazaları ve çarpışma sahneleri izlemememden kaynaklanıyor olabilir mi? Çünkü şükür ki bu zamana kadar bir kaza yaşamadım.Yani ondan kalan bir travma ya da iz değil benimkisi. Diyeceksiniz ki “aman Pınar senin canın çok tatlı, ondandır”.Peki soruyorum o zaman “kimin canı tatlı değil ?””kim erkenden bu dünyadan göçmek ister?”
Tabi ki bütün canlılar nefes almanın devamlılığını sürdürmek isterler. Hayvanlar bile hayatlarının tehlikede olduğunu içgüdüsel olarak sezdikleri anda kaçarlar. Yani bu korku denen musibet işte burada devreye giriyor.Canlılar yaşamını tehlikeye düşürecek bir tehdit algıladığı zaman korkmaya başlarlar. Ben de bu biraz abartılmış olabilir kabul ediyorum. Fobim bu benim, diyorum işte fobiiiiim :D
Bilumum başka korkularım da var.
Mesela çok yüksek bir yerden aşağı iki saniyeden fazla bakamam. Otuz katlı apartmanlar vardır. Hani bakınca insanlar minicik gözükür. Bedavaya verseler oturamam o dairelerde. En fazla dört -beş katlı olacak.Ya da müstakil ve bahçesi olan bir ev olsun mümkünse :P(Ay kendimi konsere ge lmeden önce bin tane istek sıralayıp,kapris yapan dünya starları gibi hissettim.Hani odasına beş ayrı renk bornoz isteyen tiplerden :p)
Ayrıca buna bağlı olarak,uçakta da diken üstünde giderim. Bazıları içkisini yudumlar, bulmaca çözer. Ben inmek için dakikaları sayarım. Ben çok ödleğim galiba. Ya da şimdiden , daha bu yaşta ölümden mi korkuyorum ne?
Yakında bende panik atakta başlar bu gidişle. Kendimi eğitmem lazım. Bu böyle olmaz. Ergenlik çağlarımda böyle değildim.Daha bir gözü karaydım aslında. Zaman geçtikçe değişmişim.Şaşırıyorum.
Pes yani diyorum kendime !
Korkularımla yüzleştim. Şimdi beşe kadar sayıyorum ve hepsi gitsin diyorum :P


Tarifim:
Malzemeler:

  • 1 paket kesme makarna (500 gr.)
  • 250 gr. mantar
  • 1 paket sıvı krema
  • 50 gr.tereyağı
  • Karabiber,tuz

Yapılışı:

Makarnaları haşlayıp süzün. Mantarları yıkayıp, bıçak sırtı kalınlığında dilimleyin.Sos tencerenizde tereyağını eritin.İçine mantarları katıp sularını çekene kadar pişirin.Sıvı kremayı ilave edin.Koyulaşana kadar pişirmeye devam edin. Tuzu ve karabiberide katıp, sos sıcakken tabağa aldığınız makarnaların üzerine dökün.Tabağı naneyle süsleyip servis edin.

Gayet lezzetli ve karın doyurucu bir yemek.Ekstra başka bir şey yapmaya gerek kalmadan ayıla bayıla yedik.Tavsiye ediyorum.




29 Nisan 2008 Salı

Kıyma Soslu Makarna

Malzemeler:
  • 500 gr.kelebek makarna
  • 200 gr.kıyma
  • 1 adet soğan (küp küp kesilmiş)
  • 2-3 diş sarımsak(rendelenmiş)
  • 1 dolu yemek kaşığı tereyağ
  • 4 adet domates (rendelenmiş)
  • Yarım demet maydonoz
  • Tuz, karabiber, acı toz kırmızızı biber
Yapılışı:

Makarnaları haşlayıp süzün. Sos tencerenizde tereyağda kıymayı kavurun.Sonra soğanları ve sarımsakları katıp soteleyin. Rendelenmiş domatesleri koyup biraz pişirin.Tuz, karabiber ve kırmızı biberi katın.En son altını kapatıp kıydığınız maydonozları ilave edip karıştırın. Süzdüğünüz makarnalarla karıştırıp servis edin.

Not: Bu sosun içine mantarda katabilirsiniz.Birde kelebek makarnayı iri boy ve italyan markadan seçerseniz daha lezzetli olur:D

29 Kasım 2007 Perşembe

Fırında Ispanaklı Makarna

Alışveriş alışveriş alışveriş ....:))) En keyif aldıklarım arasında listenin üstlerinde yer alan ve asla vazgeçemeyeceğim bir zevktir benim için.Sadece bir toka bile alsam bu beni çok mutlu eder.Bana o gün kendimi iyi hissettirir. Bembi'nin Moda Blogu 'nu da bu yüzden çok sever ve takip ederim.Evlenmeden önce daha fazla alışveriş yaptığım aşikâr.Çünkü o zamanlar daha çok vaktim vardı.Arkadaşlarımla ya da kuzenimle öğlen çıkıp akşama kadar geze geze saatlerce alışveriş yaptığımı bilirim.Şimdi öyle bir lüksüm yok maalesef.Zamanım çok kıymetli artık.Daha kısa sürede ihtiyacım olan şeyleri alıp diğer yapmam gereken işlerime de vakit ayırmam gerekiyor.Hem çalışıp hem ev hanımı olmanın bedeli bu işte. Zamansızlık :((
Bayram yaklaştı, bir sürü şey almam lazım, kuaföre gitmem lazım :( Bayramdan önceki hafta sonu İzmir'e Karşıyaka'ya gideceğiz kısmetse. Sadece 2 hafta sonum kaldı.İmdaaaat !!!

Makarnanın her türlü çeşidine bayılırım.Bir çok kişi de sever herhalde. Hele kardeşim tabak tabak yer.Acaba önceki yaşamımızda İtalyan bir ailedenmiydik ? :p :))

Size dün akşam yaptığım bu lezzetli makarnayı öneriyor ve tarifini veriyorum ;

Malzemeler:
  • 1 paket fırın makarna
  • 1 kilo ıspanak
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • tuz

Beşamel sos için:

  • 50 gr. margarin
  • 3 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı un
  • tuz

Üzerine:

  • 250 gr. kaşar rendesi

Yapılışı:

Tencereye sıvıyağı koyup,ıspanakları kavurun.Pişmesine yakın tuz,karabiber ve kimyonu ilave edin.Makarnaları haşlayıp,süzün.Beşamel sos için ; ayrı bir tavada margarini eritin.Unu ilave edip topak topak olmadan ve karartmadan kavurun.Sütü yavaş yavaş ilave edip krema haline gelinceye kadar karıştırın.Tuzunu katıp 5 dakika kadar daha pişirin.Derince bir kapta makarnaları,ıspanakları ve beşamel sosu harmanlayın.Fırın kabınızı yağlayın.İçine karışımı boşaltıp üzerini düzeltin.En son kaşar peyniri rendesini de üzerine yayıp önceden ısıtılmış 180 derece fırında üstü kızarana kadar pişirin. Hmmmm enfesss :))