26 Ocak 2009 Pazartesi

Fesleğen ve Domates Soslu Makarna

Ofis manzaraları
Kriz, kriz, kriz…
Dönen çekler, işten çıkarılanlar, batan firmalar…
2009 ekonomik olarak geçirilen en kötü kriz yılı oldu. Daha öncekiler bu kadar uzun sürmemiş, bir şekilde firmalar toparlanabilmişti. Ama bu sefer durum farklı. Özellikle tekstil sektöründe tam bir düşüş söz konusu. Bu kazanılan paralar nereye uçtu bilemiyorum. Bir anda herkesin cepleri boşalıverdi.

Tekstil sektörü bir dönem o kadar parlak bir çağ geçirmişti ki. Herkes çok karlı işler yapmış, çok paralar kazanmış, mantar gibi tekstil firmaları türemişti. Şimdi bu firmalar batarak sapır sapır dökülüyor. Piyasa sanki bu fazlalıkları silkeliyor. Yüzeyde, sadece doğru adımlar atabilenler, gerçekten iyi ve sağlam müşterileri olanlar tutunabilecek.

Özellikle tekstil sektörü çok karışık bir sektördür. Her tipten insana rastlanabilir.
Firma sahiplerinden, çalışanlara ve müşterilerine kadar Türkiye’nin bir yelpazesini görmek mümkündür. İşten anlayan, tuttuğunu koparan satın almacılar olduğu gibi, kendini patronla ortak sanıp, şirketin sahibi gibi etrafına yaptırımlar uygulamaya çalışan müşteriler vardır. Bu tipler etraflarındakileri kendi elemanı gibi görüp kukla gibi oynatmaya bayılırlar. Tabi bu tavırları benim gibilere rastlayınca söner o ayrı :PP

Tekstil sektöründe “etiket” imalatı yapanların, yani bizlerin işi çok zordur aslında.

“Etiket” kıyafete dikilecek son aksesuar olduğu için hep siparişlerde en sona bırakılır ve bu yüzden bütün siparişler hep acildir. Müşteri siparişi bugün verir, yarın malı tıra yükler. Nasıl oluyorsa ? Malları tıra yükler ama bütün ceremeyi ve stresi de yetiştirmeye çalışanlara yükler. Yetiştiremezsen de sana tuzlu bir reklamasyon faturası keser. Ve işin trajikomik tarafı; ürün(kıyafet) satışa çıkar. Gider biri alır. Kaşındırıyor diye yakasından senin o kadar uğraş verdiğin etiketi keser atar :)
Tuhaf ve komik değil mi?

Neyse, ben bu olan biten hakkında diyorum ki;
bu ekonomik kriz bir an evvel yansın bitsin, kül olsun. Hatta dağa kaçsın :)
Bir daha da dönmesin. Biz de rahat bir nefes alıp önümüzü görelim.
Bu arada eklemeden geçemeyeceğim, sevgili başbakanımız hala halkımıza üç çocuk yaptırmada ısrarcı mıdır çok merak etmekteyim. Çünkü doğanların işi gücü yok, doğmamışlar, doğduklarına pişman olmasın sonra.


Tarifim :

Malzemeler:

  • 350 gr. kelebek makarna (Barilla Farfalle)
  • 2 adet domates
  • 50 gr. taze veya kuru fesleğen
  • 150 gr. rende parmesan peyniri (sert beyaz peynirde olabilir)
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  1. Makarnayı kaynamış suda haşlayın.
  2. Sıvıyağı tavada ısıtın.
  3. Kabuğunu soyup küp küp doğtadığınız domatesleri ekleyin. 10 dk.kadar pişirin.
  4. Tuz ve karabiberle çeşnilendirin.
  5. Fesleğen yapraklarını kabaca doğrayın veya kuru fesleğeni ilave edin.
  6. Makarnanın üzerine döküp parmesan peyniriyle süsleyin.




ÖNERİYORUUUM !

What happens in Vegas
Bu romantik komedide uyumlu bir çift olarak karşımıza çıkıyor Cameron Diaz ve Ashton Kutcher.
Tesadüfi olarak Vegas'ta karşılaşan bu ikili , sonrasında gayet eğlenceli sahnelerle karşımıza çıkıyor.
Ben filmi izlerken çok eğlendim.
Babylon A.D.
Hikayesi güzel, Vin Diesel sayesinde aksiyon sahneleri renkli ve hiç sıkılmadan izlediğim bir film oldu.
Sonu biraz vasat olsada gelecekte neler olabilire göndermeler yapan ve bu anlamda etkileyici sahneleri olan başarılı bir Vin Diesel filmiydi.

15 Ocak 2009 Perşembe

Fırında Peynirli Brokoli

Nil …
İsmi kısacık.
İçi ve duyguları soyadı gibi dolu dolu.
Şarkıları ve müziği şahsına münhasır.
Eşsiz, farklı.
Bir insanı yazdığı ve bestelediği şarkılarından sevebilir misin?
Evet.
Peki yazdığı köşe yazılarından sevebilir misin ?
Hem de nasıl.
Öyle samimi yazılar yazıyor ki haftada bir köşesinde.
Sürekli takipteyim.
Kelimelerini ve hislerini kendi deyimiyle insanın “derialtına” öyle bir gönderiyor ki.
Bütün yazılarını okuma isteği uyanıyor bende.
Zaten kitap haline getireceklermiş bu yazıları.
Sanırım bu sanatçı olma durumları sadece beste yapmak, şarkı söylemekle olmuyor.
Bir de insanca düşünüp, insanca yaşamak, her şeye duyarlı olmakla da alakalı.
Yazılarında kendinden çok şey bulabiliyorsun.
Anlamlı cümlelerle özetleyiveriyor içinden geçeni.
Okudukça bu dünyada benim gibi düşünen insanlar var diyorum.
Rahatlıyorum.
Bu yazdığın yazıya içtenliğini aktarabilmek; okuduğun kitabı ya da bir haberi, dinlediğin müziği, gezdiğin yerleri, ettiğin sohbeti iyice içine çekebilmekle ilgili.
Duyumsamak ve özümlemekle.
Bu kız bunu yapabiliyor işte.
Heyecanını, tepkilerini, içinde akan nehirleri, yaşadıklarını, hayallerini, vermek istediği mesajları hem besteleriyle, hem kalemiyle “modern zamanlarda” bizimle paylaşıyor.
Bir çok şarkısında kadınlara, bizlere sahip çıkıyor.
Yine yazılarında ; “Ben koparmak değil dikmek taraftarıyım. Her şeyi her şeye ve herhangi bir yerinden.” diyecek kadar barışçı.
Sitesi de kendi gibi marjinal.
Yeni albümünü hazırlıyormuş.
Sabırsızlıkla bekliyorum.
Ve hayatla ilgili şu paragrafında ona yürekten katılıyorum.
“Hayatla ilgili emin olduğum bir şey varsa, o da hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı. Bu da onu heyecanlı kılan şey. İnsan da komik varlık. Herşeyi sabitlemek ister. Ya da yok etmek. Hiçbir şey yok olmuyor desem, fazla mı ileri giderim. Görmediğim yerlere giderim evet, ama his diye bir şey var. Tuzlu hisler var insanın içinde. Hayatına lezzet katan baharatlar var.Farketmeden salınmaya başladığın şarkılar gibi, çoğu şey kendiliğinden. Dur işareti, geç işareti, yok bekleler falan var mı sanıyorsunuz? Kendi üzerinize fazla çullanıyorsunuz bence. Bana ne kadar benziyorsunuz.”
İnsanın içi, insanlığa ısınırmış ya.
Ben de Nil’e ısındım ve paylaştım. Buyurun :)


Tarifim:
Malzemeler:

  • 500 gr. brokoli
  • 1 adet patates
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 çay bardağı süt
  • 4 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 su bardağı rendelenmiş dil peyniri
  • tuz,kırmızıbiber

Yapılışı:

  1. Fırını 175 dereceye ayarlayın.
  2. Brokoli ve patatesleri fazla yumuşatmadan biraz haşlayın ve fırın kabınıza alın.
  3. Üzerine halka halka doğradığınız soğanı dizin.
  4. Bir kapta süt,sarımsak,tuz ve kırmızı biberi karıştırıp üzerlerine dökün.
  5. En son dil peynirini üzerine yayın.
  6. 20 dakika fırında pişirin.




ÖNERİYORUUUM !

Passengers
Yolcular
Bir uçak kazası sonrası ilgi çeken sahneler ve gizemle dolu bir film.
Sürükleyici olması ve bana Lost'u hatırlatmasının yanında umarım Lost'un sonunu bu şekilde bağlamazlar diye düşünüyorum.
Anne Hathaway'i son günlerde başarılı iki filmde seyrettim ve çok beğendim.
Şeytan Marka Giyer'de ki performansıda hala hafızamda.

İSTANBULLULAR
Buket Uzuner
Yaz 2005.
İstanbul Atatürk Havalimanı.
Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor.
Kitabı keyifle okuduğumu söyleyebilirim.
Cep kitabı olarakta basılmış. Hem çantaya, hem keseye uygun olarak düşünülmüş.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Damla Çikolatalı Kurabiye

Dün akşam iş çıkışı yürürken tuhaf duygulara kapıldım.
Düşündüm….
2009’a girdik. Bir sene sonra 2010, sonra 11….
Durduramadığımız bir mekanizmanın içindeyiz sanki.
Bu dünyada nefes alacak zamanınımız yıllara, aylara, günlere, saniyelere bölünmüş.
Yani, bir bitiş var hepimiz için.
Kadranın durduğu bir çizgi.
Sonra derin bir nefes aldım. Yağmur ince ince yağarak suratıma çarpıyordu. Kokusunu alabiliyordum damlaların. Keskin bir soğuk vardı. Etrafıma bakındım.
Arılar gibi sağa sola koşturan insanlara baktım. O çizgiye doğru koşturuyorduk hepimiz.
Koşuyorduk ve koşarken ;
Ya kırgındık birilerine, ya mahçup.
Sahip olduklarımız da vardı, olmadıklarımız da.
Hayalleri taptaze olanlar, hayalleri solanlarla aynı metroya biniyordu.
Bu kadar insanın düşe kalka, belki de ite kaka yürümesini sağlayan bir tek şey olabilirdi.
Umut.
Kötüyse bile daha iyi olacağa olan beklenti.
Yaşama sevincimizin yegane anahtarı.
Birde şans faktörü var, umutla bağlantılı yanları var onunda.
Bazı insanlar kendilerini ara sıra diğer insanlarla kıyaslarlar. Kıyasladıkları kişinin kendilerinden daha iyi ve daha şanslı olduğunu düşünürler. Maddi ve manevi olarak.
Halbuki tek bir yönden bakmamak gerek.
Neye göre şans ? Neye göre şanssızlık ?
Bu her şarta ve olaya göre değişkenlik gösterir.
İyilik ve kötülükte böyledir.
Bir gün yolda yürürken bir dilenci görürsün.Ona acıyıp para verirsin.Bir iyilik yaptığını düşünürsün. Ama o dilenci gider verdiğin parayla bir içki alır, sarhoş olur, ve masum bir çocuğu taciz eder. Yaptığın iyilik bir anda kötülüğe dönüşür.
İşte hayatın domino taşları böyle ilerler.
Dün akşam yürürken , bu tik tak sesleri arasında, yağmur yüzüme vura vura, küslüğün, kalp kırmanın, üzmenin, hırslanmanın, şiddetin ne kadar saçma olduğunu düşündüm.
Bir bardak suyun bir servet değerinde olduğu hikayeyi hatırladım.
Yağmuru kokladım.
Ve tekrar derin bir nefes aldım.





Malzemeler:

  • 125 gr.tereyağı (eritilmiş)
  • 1 su bardağı esmer şeker
  • 3 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 adet yumurta
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • Yarım tatlı kaşığı tuz
  • 1¾ su bardağı un
  • 1 su bardağı damla çikolata

    Yapılışı:
  1. Fırınınızı 150 dereceye ayarlayın.
  2. Yağı ve şekerleri mikserle iyice çırpın.
  3. Yumurta ve vanilyayıda ilave edip çırpmaya devam edin.
  4. Ayrı bir kapta unu, kabartma tozunu ve tuzu karıştırın.
  5. Diğer karışıma katıp karıştırmaya devam edin.
  6. En son damla çikolataları katıp kaşık yardımıyla karıştırın.
  7. Elinizle yuvarlak şekil verip yağlı kağıt serdiğiniz tepsinize dizin.
  8. Bir kaşıkla üzerlerine bastırın.
  9. 20-25 dakika kadar pişirin.




ÖNERİYORUUUM !


Mamma mia !
Mamma Mia çok sıcak bir film.
1970'lerin ünlü grubu Abba'nın şarkıları ile oluşturulan müzikal hem duygusallık hem de komedi içerdiği için bir çok sinemasevere sesleniyor. Evliliğin eşiğinde güzel bir kızın babasını hiç tanımamış olması ve düğünde babasının yanında olmasını istemesi üzerine annesinin geçmişindeki üç farklı erkeği aynı anda düğüne çağırması ile başlıyor film. Üçüde birbirinden yakışıklı olan ve düğün arifesinde gerçek babasını keşfetme çabası ile hem duygusal anlar, hem de yüzünüzde ufak gülümsemeler buluyorsunuz. Dahası bir müzikal olması ve sizi eskilere götüren şarkılar ile film daha bir zevk vermeye başlıyor. Bunun yanında benim çok sevdiğim bir oyuncu olan Meryl Streep yine oyunculuğunu konuşturuyor.
Get Smart
Akıllı Ol
Harika bir komediydi.
Kesinlikle seyretmelisiniz.
Steve Carrel'ın her zamanki o ciddi yüz ifadesiyle yaptığı komiklikleri insanı gülmekten kırıp geçiriyor.
Keyifle vakit geçirmek için ideal bir film.

31 Aralık 2008 Çarşamba

Mutlu Yıllar !


2009 yılında ;
dostluklarımız daha da pekişsin,
hayallerimiz gerçekleşsin,
aşklar, sevgiler artsın,
iyi haber ve müjdeler alınsın,
bedenlerimiz sağlıklı,
dünyamız barış dolu,
yarınlarımız umutlu
ve yaşamımız çok ama çok
keyifli olsun.
~ MUTLU YILLAR ~

29 Aralık 2008 Pazartesi

Tavuklu Krep

Üzerinde yaşadığımız bu gezegeni birbirimize dar etmenin, canlar almanın anlamı ne olabilir?
Yeni bir seneye girmemize üç beş gün kala yine bombalar, kanlar, ağlayan-yakaran günahsız insanlarla dolu fotoğraflarla karşılaşıyorum gazetelerde.
Masum bir bebeği öldürmenin hiçbir haklı sebebi olamaz.
Ama o kadar çok ceset var ki , her yer duman dumana.
Nedir bu problem?
Petrol mü, din mi?, toprak mı ????
Onca cana değer mi tüm bunlar ?
Aynı Keanu Reeves’in son filminde olduğu gibi dünya bir gün hepimizden intikam alacak. İnsanlara hediye edilen bu gezegen bir gün bu kötülük ve kokuşmuşluk içinde hepimizden kurtulmak isteyecek, bizi silkeleyecek ve o gün dünya duracak.
Ve hepimiz bu yapılanların hesabını tek tek vereceğiz.

Egoizm dünyasında yaşıyoruz.
İnsanlar kin ve nefret dolu.
Ülkeler çıkarları doğrultusunda dost ülke oluyor. Düşmansan gözünün yaşına bakmıyor.
İnsani duyguların yerini, vahşi duygular almış. İnsan olmanın en büyük yargıcı vicdansa toprağa gömülmüş.
Barış yerine savaşı tercih edenlerin yatacak yeri yok bu dünyada.
Üstelik bu özgürlük mücadelesi de değil bir katliam.
Buna birde isim takmışlar “operasyon”.
Ne operasyonu ? Etrafı kan gölüne çevirelim, çoluk çocuk demeden böcek gibi ezelim, insanlıktan çıkalım operasyonu mu ?
Şimdi ne yapalım ? Hitler’i takdir mi edelim geçmişte yaptıkları için ?
Yazık bunca insana !!
Hayvanlar bile daha az zarar veriyor ki, onlar yemek ve yaşayabilmek için avlanıyor, insanlarsa bir hiç uğruna işte böyle yamyamlaşıyor.
Benim gibi savaş karşıtı olanlara kalansa tüm bu olanlardan dolayı utanmak ve mağdur halk için üzülmek oluyor.
Voltaire “insan zeka karşısında eğilir, ama şefkat karşısında diz çöker” demiş.
Bu katliamı yapanlar ikisinden de payını alamamış insanlıktan bihaber zavallılar !!
Allah mağdurların yardımcısı olsun.

Tarifim;
Malzemeler:


İç için:

  • 500 gr. kuşbaşı tavuk but
  • 400 gr.mantar
  • 1/2 kutu krema
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz, karabiber
Krep için:


  • 2 adet yumurta
  • 2 su bardağı süt
  • 1 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı tuz
  • tereyağı
Üzeri için:

  • 4-5 dilim kaşar peyniri
  • Minik minik dilimlenmiş kırmızı ve yeşil biber
Yapılışı:
Krep için ;
  1. 2 yumurtayı mikserle iyice çırpın.
  2. Sonra sütü ilave edip çırpmaya devam edin.
  3. 1 su bardağı unu eleyerek karışıma katın, tuzunuda ilave edip çırpmaya devam edin.
  4. Karışımı tekrar elekten geçirerek başka bir kaba alın.
  5. Ortaboy teflon tavaya az tereyağı koyun.Eriyince kepçe (ölçü olarak en fazla 1,5-2 kepçe) yardımıyla karışımdan alıp tavaya dökün.
  6. Kısık ateşte arkalı önlü pişirin.
İçi için;
  1. 2 yemek kaşığı sıvıyağda tavukları soteleyin.
  2. Mantarları yıkadıktan sonra bıçaksırtı kalınlığında dilimleyip tavuklara katın.
  3. Mantarlar suyunu çekince yarım kutu kremayı katıp 2 dakika daha pişirin.
  4. En son tuzu ve karabiberi katıp ocağı kapatın.
  5. Tavuklu içi hazırladığınız kreplerin ortalarına yerleştirip yanlardan kapatın.
  6. Ters çevirerek fırın kabınıza yerleştirin.
  7. Üzerine kaşar dilimlerin koyup, kaşarlar eriyene kadar fırında tutun.
  8. Çıkınca biberlerle süsleyip servis edin.
Afiyet olsun :)





ÖNERİYORUUUM !

Transporter-Taşıyıcı 3
Jason Statham filmleri birbirinden harika oluyor. Dövüş sahneleri ve araba sahneleri süperdi.Ben keyifle izledim.
Yalnız filmdeki Valentina'nın çilleri göz zevkimi tırmalamadı değil.
Yine de aksiyonu yerinde, başarılı,izlemeye değer bir film.
The Day The Earth Stood Still
Dünyanın Durduğu Gün
Dünyanın yavaş yavaş yok olmasını ve en büyük sebebininde insanlar olduğunu konu alan filmde, yaşadığımız gezegenin ne kadar önemli olduğu ve ona gereken değeri vermemiz gerektiği mesajı veriliyor.
Aksiyon açısından vasat ama hikaye açısından başarılı bir fim olduğunu düşünüyorum.
Seyredilmeli.




16 Aralık 2008 Salı

Karides Güveç

Özellikle çalışanlara doping gibi gelen bayram tatili bir solukta bitiverdi. Ne iyi oluyor böyle 1 haftalık aralar :) Kendine geliyor insan.
Hep diyorum, 7 günlük haftanın 4 günü çalışılsa diğer 3 günü bize kalsa diye.Herkes o dört günde işlerini halledebilse diğer günlerde gezse-tozsa, hobileriyle uğraşsa, kendine, dostlarına ailesine daha fazla vakit ayırabilse. Bir yasa çıksa mesela ; nasıl Pazarları çalışma günü dışındaysa, Cuma ve Cumartesi de buna dahil olsa. Süper olur yemin ederim. Tabi işkolikler bana küfrediyorlardır şimdi :)

Efendim, yolculuğumuz Yenikapı-Bandırma arabalı feribotuyla başladı.Hiç sıkılmadık, çünkü yol boyunca iki dizikolik karı-koca olarak laptopta dizi seyrettik.
Sonra bir baktık Bandırma’dayız.Zaten 3.5 saat kadar sonra Karşıyaka’ya varıyorsun.Tabi biz yine yol çabuk bitsin diye aramızda kelime oyunu oynadık.Çok eğlenceli, size de tavsiye ediyorum. Bir kelime söylüyorsun, diğer oyuncu söylenen kelimenin son harfiyle başka bir kelime söylüyor.Biz bunu sonra İngilizce sözcük bulmaya kadar götürdük ki, o daha keyifli ve eğitici oldu.

Bayramda Karşıyaka’nın havası bahar havası gibiydi. Sadece bir gece yağmur yağdı.
Sabah yine günlük güneşlikti. Her tatil olduğu gibi benim iştahım açıldı, doğanın ve kurban bayramının bize verdiği bütün nimetlerden faydalandım. Sabahları Nutellayla can ciğer kuzu sarması oldum. Akşam dolmalarla halay çektim :p

Yine Karşıyaka’nın eski kitap satan dükkanlarının tozunu ve kokusunu yuttum. Gevreğini dişleyerek sahilinde tur attım. Alışveriş yapıp fotoğraflar çektim.

Arog ve Madagascar’ı Karşıyaka’da izlemek nasip oldu.Her iki filmin yorumları aşağıda. Ama şunu söyleyeyim; doğru zamanda vizyona film çıkarmak diye buna derim. Bayramda İzmir nüfusu sinemada kuyruktaydı.Eminim İstanbul’da da durum farklı değildi.

Dönüş yolculuğumuz da sıkıntılı geçmedi.Taki İstanbul sınırlarından içeri girene kadar. Şehirlerarası yolculukta çok rahat olan ben, trafiğe girince sinir küpü oldum.
Bir de Yalova’da yemek molası verdik. Köfteci Mustafa’da İznik köftesi yedik. O kadar lezzetli ve ekonomik olmasına şaşırdık.Oralara giderseniz bir uğrayın derim.

Bayram tatili özeti bu dostlar ! Sonrası biraz griple boğuşmayla geçiyor.Bu grip birde insana sebze çorbası kıvamında karmakarışık rüyalar gördürüyor. Mesela bu sabah gördüğüm rüyada işyerindeyim ve hiç hoşlanmadığım biri bana sipariş veriyor, ama nasıl güleryüzlü ve iyi niyetli davranıyor bana sanki içinden nur, ağzından bal damlıyor. Daha sonra Özgü Namal giriyor içeri benle bir tatlı muhabbete giriyor. Kanki olmuşuz haberim yok :P Finalde şirketi bir grup basıyor, cemaat desem daha doğru. Tanımadığım birini öyle bir dövüyor ki kimse müdahale etmiyor. Ben sinir olmuş bir şekilde neden diye hayıflanırken adamla göz göze geliyoruz.Elinde bir bıçak var ve bana doğru yaklaşıyor. Ben uyanmak istiyorum veeeeeeee .........
Uyanıyorum. Böyle olur ya rüyanın en gerilimli anında otomatik pilot devreye girer.Sen gerçek dünyaya geri dönüverirsin.
“Welcome to the real world”
Hayır içtiğim hap ne kırmızı ne de maviydi :p Bildiğin Tylolhottu ;)

Neyse, yemeğimize dönelim;
Bu arada şu “Yemekteyiz” yarışmasını hiç seyrettiniz mi? Allahım herkes mi gurme olmuş, ya da artist olma derdinde ? Bir kamera insana neler yaptırıyor ve söyletiyor.İnanılmaz !

Malzemeler (5 kişilik)

  • (1 kutu) 500 gr. dondurulmuş karides
  • 400 gr.mantar
  • 2 adet domates
  • 2 adet sivri biber
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • ½ yemek kaşığı domates salçası
  • ½ çay bardağı sıvı yağ
  • 200 gr. rendelenmiş kaşar peyniri
  • tuz ,karabiber,kırmızıbiber,kekik
  • 5 adet toprak pişirme kabı

    Yapılışı:
  1. Öncelikle karideslerinizi çözdürüp sudan geçirin.
  2. Mantarlarınızı iyice yıkayıp temizledikten sonra bıçak sırtı kalınlığında dilimleyin.Üzerine biraz limon suyu sıkıp karıştırın ki kararmasınlar.
  3. Bir tavada küp küp doğradığınız soğanları ve ince ince doğradığınız biberleri sıvıyağda soteleyin.
  4. Minik minik doğradığınız sarımsakları da ilave edin.
  5. Mantarları da katıp suyunu çekmesini bekleyin.
  6. Küp küp kestiğiniz domatesleri ve yarım yemek kaşığı domates salçasınıda ilave edin.
  7. Karidesleri katıp hafifçe karıştırın.
  8. En son tuz ve baharatlarını katıp karıştırdıktan sonra ocağı kapatın.
  9. Toprak kaplara eşit şekilde dağıtın ve rendelediğiniz kaşar peyniriyle kapların üzerini kapatın.
  10. 180 derecede fırında kaşarlar eriyip nar gibi kızarana kadar pişirin ve sıcak servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

A.R.O.G
Eleştirinde eleştirin. Adam emek vermiş, Türk sinemasında denenmemiş olanı denemiş diyen yok.Çalıntıymış, şuymuş,buymuş. Takdir edin arkadaşım. Bu stand up değilki 10 saniyede bir gülesin. Sinema filmi.
Recep İvedik gibi bir film hasılat rekoru kırmışsa bu onu katlamalı bence.Çünkü kıyaslanamayacak derecede emek, maliyet ve kalite var.
Kazandığını halk için harcayanları alkışlamak lazım.
Eğlenceli bir Cem Yılmaz klasiği.
Ben takdir ediyor ve gidin diyorum.

MADAGASKAR 2
İlki de çok eğlenceli bir filmdi.Bu da öyleydi.
Çocuklarınızı mutlaka götürmeniz gereken bir film.Aile, doğa,hayvan sevgisi aşılayan,komik sahneleriyle güldüren, aynı zamanda hareketli dans ve müzikleriyle coşturan başarılı bir animasyon.
New York hayvanat bahçesi sakinleri Aslan Alex, Zürafa Melman, Zebra Marty ve Hipopotam Gloria’nın Afrika maceralarını anlatıyor bu kez.
Şu animasyon çizerlerine hayranım.Harikalar yaratıyorlar :)

6 Aralık 2008 Cumartesi

İYİ BAYRAMLAR HERKESE !!!!

Bu bayram tatilinde İzmir Karşıyaka'da olacağım. Döndüğümde yeni paylaşımlarımla hasret gideririz umarım :) Kendinize çok çok iyi davranın.
Bu bayramda da dilediğiniz bütün dilekler, ettiğiniz tüm dualar kabul olsun.

Her şey gönlünüzce olsun.

Y MUTLU BAYRAMLAR Y

24 Kasım 2008 Pazartesi

Çin Usulü Tavuk

Over and over …

Yaşamımız boyunca bir çok yemek çeşidi dener, bir sürü film seyreder, bir dolu kitap okur, keyif aldığımız bir dolu şey yaparız öyle değil mi?
Ama bu yaptıklarımız arasında bizim için özel olanları tekrarlamaktan, yeniden yapmaktan hiç sıkılmayız. Ben de bıkmadan yinelediğim bazılarını, yazıp paylaşmak istedim bugün.

Yumurtalı Patates (her gün yesem bıkmam, patatesin her çeşidini severim, ama bu hali benim için hep ilk sırada gelir)
Lost (Tüm zamanların en iyi dizisiiii, öyle diyor ya reklamında TNT’de, her bölüm
ünü defalarca izlesem sıkılmaaaam :))
Siyah ( Bir çok kişinin ve benimde vazgeçemediğim tek renk, insanı zayıf gösteren bir renk var mı başka ??)
Brave Heart ( Bir numaralı filmim. Televizyonda hiç sevmediğim Türkçe dublajlı haliyle bile görsem yine de seyrediyorum.)
Haşmet Babaoğlu ( Köşe yazılarını kesip biriktirdiğim ve tekrar tekrar okuduğum tek yazar)
Sil Baştan – Şebnem Ferah ( Her şarkısını severim, bu şarkısını daha bir fazla severim)
You’re Beautiful-James Blunt (Dinlemekten bıkmadan her sabah bu şarkıyla uyanıyorum :))
Cem Yılmaz (Şovuna bir çok kez gittiğim halde, bazen aynı hikayelerini defalarca dinlediğim halde yine de gitmekten vazgeçemiyorum.)
Koyu kırmızı oje ( Bütün ojeler arasında tek geçiyorum.)
Cafe Crown-fındıklı ( Her gün muhakkak bir tane tüketiyorum. Selüliti kim takar? :p)
Camel ortopedik spor ayakkabım (Saatlerce yürü, bana mısın demez, ayaklarımın can dostudur, ayakkabılarım arasında en çok giydiğimdir kendüsü :))
D & R (Büyük alışveriş merkezlerine her gittiğimde uğramadan çıkmadığım tek dükkan J)
Jean Christophe Grange (Kitaplarını tekrar tekrar okuyabileceğim yazarlardan. Birkaç tane daha var tabi, ama ilk o geldi aklıma onu yazdım)
Avşa (Benim için anlamı olan bir ada. O yüzden ömrümün sonuna kadar gitmekten vazgeçemem herhalde.)
Ajandam ( Hoşlandığım sözleri, anlamlı bulduğum cümleleri ajandama sürekli yazacağım sanırım)
Tabu ( playstation ve bilumum bilgisayar oyunları hiç bana göre değil, keyif aldığım ve tekrar tekrar oynamaktan hoşlandığım bir oyun varsa oda tabudur)
Blog (Bu alemde bir seneyi doldurdum, şimdiye kadar o kadar blog yazısı okudum ki, sayısız kitap okumuş gibiyim. Okumaya devam :))
Yemek yapmak ( Herkes yapabilir, ama önemli olan içten gelerek, sevgiyle yapmaktır, hem de defalarca :))

Tarifim :

Malzemeler:

  • 600 gr. kemiği çıkartılmış tavuk budu
  • 2 adet çarliston kırmızı biber
  • 2 adet dolmalık yeşil biber
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 küçük kutu mısır
  • 1 çay bardağı süt
  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 çay kaşığı acı toz kırmızı biber
  • tuz

Yapılışı:

  1. Tavukları 1 çay bardağı sütle üzerleri kızarana kadar soteleyip pişirin.
  2. Ayrı bir tavada halka halka doğradığınız soğanları ve biberleri yarım çay bardağı sıvıyağda soteleyin.
  3. Pişen tavukları biber ve soğanlarla harmanlayıp içine mısırlarıda katın.
  4. İki dakika daha karıştırıp ocağın altını kapatın.
  5. Tuz ve baharatlarını ilave ettikten sonra servis edin.

Not: Arzu ederseniz bu yemeğe soya filizide ilave edebilirsiniz.

ÖNERİYORUUUM !

Made of Honor
Gelin Benim Olacak
Patrick Dempsey başta olmak üzere tüm oyuncuları başarılı bir yapım.
Belki aşk hikayesi klişe olabilir ama bence filmin konusuna bakılınca diğer filmlerden ayrılıyor. Yani erkek nedime olayı farklı bir bakış açısı olmuş.
İskoçya manzaraları ve gelenekleriyle harmanlanmış, güldüren bir aşk hikayesi.Bence izleyin.
Bangkok Dangerous
Zor Karar
Bu adam her tipe giriyor ve kendini izlettiriyor. Nicolas Cage seven biri olarak ortalama bir yapım olmasına rağmen seyrettim.
Hiç bir filmini kaçırmıyorum. Burada da kiralık bir katil rolünde.