FRINGELost'un yapımcılarından Lost kadar sağlam bir dizi daha görmek beni memnun etti.
Gizem, sıradışı olaylar, hikaye ve görsellik dolu bir bilim-kurgu dizisi.
Bu dizininde müptelası olunacak gibi.
Değil mi?
az sayıda olan yeşil örtülü alanlar daha da azaltılmaya çalışılıyor. Ne kadar acı değil mi?Malzemeler:
Yapılışı:
Issız Adam Film Müziği-Michel Fugain-Une Belle Histoire
WALL-E
Sevgili Pandoracım beni sevdiği bloglar arasında ödül vermeye layık görmüş. Teşekkür ediyorum arkadaşıma :) 
IN THE BUS...
Sık sık otobüs ve tramvaya binenler biraz sonra yazacaklarıma şahit olmuşlardır mutlaka.
Bu ulaşım araçları her gün “yurdum insanı” profilleriyle doludur.Bu vatandaşlarla yolculuk etmek bazen tebessüm edici, bazen can sıkıcı haller alabilir.
Geçenlerde iş çıkışı otobüse bindim. Otobüs benim bindiğim durakta hemen doluveriyor zaten.Diğer duraklara uğramasına gerek yok :)
“Tecrübeli ve bilinçli” otobüs yolcuları olarak hepimiz arkalara doğru ilerliyoruz. Ben de ayakta yolculuğuma devam ediyorum.Bir durak sonra, tutunduğum koltuktaki şahıs inmek için kalktı, bana yer verdi. Ben de oturdu
m. Oturmadan önce yanımda ayakta dikilen kadın ben oturunca kendisine yer verilmedi diye mi nedir, çantasını omzumun üzerine yerleştiriverdi.Nerdeyse kafamın üstüne koyacak. İtmeye çalışıyorum, kendimi çekiyorum nafile. En sonunda dayanamadım kibarca uyardım.
Amanııııın, kadın tam bir şirret çıkmaz mı?
-Rahat rahat oturuyorsun bir de çantama laf söylüyorsun.
-Çantanı omzumda taşıyarak yolculuk etmek zorunda değilim.
-Ayaktayken sen de benim üstümdeydin.(Külliyen yalan, otobüslerde kimseye değmeden yolculuk yapanların yarışması olsa ben birinci olurum, kadının amacı benimle tartışmak, gazını çıkarmak, belki de kendisine yer verilmesini sağlamak)
Baktım, kadın devam edecek tartışmaya. Ki ben bu tip yerlerde kavga edilmesinden, tartışılmasından hiç hoşlanmayan biriyim. Böyle davrananlara da “çok yanlış” diyen gözlerle bakarım.
-Kusura bakmayın akşam akşam sizinle tartışamayacağım, tarzım değil
dedim ve hemen kulaklıklarımı taktım. Müzik dinlemeye başladım.
Benimle tartışmak için can atan kadın dondu kaldı.
“Bazen susmak en etkili cevaptır” lafının hakkını verdim :p Kendimle gurur duydum ki benim annem, kardeşimle ben çok küçükken otobüse binip, kendisine yer vermeyen erkek otobüs yolcularından birini kurban olarak seçip kafasına çanta geçirmiş insandır.İki küçük çocuklu kadına yer verilmedi diye otobüsü birbirine katmış bir kişiliktir. Bu anlamda annemin genlerini almamışım yani :)
Komik anlar da yaşanmıyor değil tabi.
Bir kere otobüse bir teyze binmişti, daha bu akbiller yeni yeni piyasadaydı ve belediye otobüs şoförleride akbil satışı yapmıyordu. Teyze para vermeye kalkınca şoför, yolculara fazla akbili olan var mı sor demişti.
Teyze otobüsün içine doğru güçlü bir sesle bağırmıştı ; “ Fazla akfili olan vaar mıııı?”
Akfil demişti, hahahaha !!!!
Bir de geçen gün bir belediye otobüsünün üzerindeki reklam yüzünden otobüse gıcık oldum neyseki bineceğim otobüs değildi :) Belki siz de görmüşsünüzdür. “Vakit” gazetesi reklamı. Reklam şu; “Bazı gazeteler okunmak içindir (üstünde Vakit gazetesinin fotoğrafı)
Sol tarafta da “Bazı gazeteler kullanmak içindir” (Üstünde içki şişesine sarılmış bir gazete fotoğrafı) Ne kadar taraflı ve ayrımcı bir düzeyde:(
Yandaşlığın ve ideolojik yaklaşımın halkın içine sızdırılmaya çalışılması bu olsa gerek :(
Toplu taşıma araçlarının içinde genelde tek tip bir ifade şekli vardır. Asık bir surat ve tek bir noktaya bakış. Bu beni biraz kassa da yolculuğum uzun sürmediği için pek dert etmiyorum.
Hem bazen eğlenceli de olabiliyor akfil olayında olduğu gibi :)
Yürümeyi çok sevdiğim için bazen üç durak kadar yürüyüp öyle biniyorum.
Ama en sevdiğim otobüs yolculukları şehirlerarası olanlar. Otobüsün markası Mercedes olursa da değmeyin keyfime :))
Bu börek lezzet anlamında "10" puanı hakeden bir börektir. (Yemekteyiz'de hiç 10 puan veren oldu mu, ben görmedimde :))
Malzemeler:
Yapılışı:
Five Fingers
Rendition
Şu aralar ……
dizilmiş binalar,birbirine paralel ve düzenli.Çarpık kentleşme yok.(Brüksel’de öyleydi.)Eşimin bayılarak yediği Erzurum'un meşhur tatlısıdır kadayıf dolması. İlk kez yapmama rağmen gayet lezzetli oldu.
Malzemeler:
Yapılışı:
One Tree Hill
Ofis manzaraları
lar atabilenler, gerçekten iyi ve sağlam müşterileri olanlar tutunabilecek.Tarifim :
Malzemeler:
Yapılışı:
Nil …
İsmi kısacık.
İçi ve duyguları soyadı gibi dolu dolu.
Şarkıları ve müziği şahsına münhasır.
Eşsiz, farklı.
Bir insanı yazdığı ve bestelediği şarkılarından sevebilir misin?
Evet.
Peki yazdığı köşe yazılarından sevebilir misin ?
Hem de nasıl.
Öyle samimi yazılar yazıyor ki haftada bir köşesinde.
Sürekli takipteyim.
Kelimelerini ve hislerini kendi deyimiyle insanın “derialtına” öyle bir gönderiyor ki.
Bütün yazılarını okuma isteği uyanıyor bende.
Zaten kitap haline getireceklermiş bu yazıları.
Sanırım bu sanatçı olma durumları sadece beste yapmak, şarkı söylemekle olmuyor.
Bir de insanca düşünüp, insanca yaşamak, her şeye duyarlı olmakla da alakalı.
Yazılarında kendinden çok şey bulabiliyorsun.
Anlamlı cümlelerle özetleyiveriyor içinden geçeni. 
Okudukça bu dünyada benim gibi düşünen insanlar var diyorum.
Rahatlıyorum.
Bu yazdığın yazıya içtenliğini aktarabilmek; okuduğun kitabı ya da bir haberi, dinlediğin müziği, gezdiğin yerleri, ettiğin sohbeti iyice içine çekebilmekle ilgili.
Duyumsamak ve özümlemekle.
Bu kız bunu yapabiliyor işte.
Heyecanını, tepkilerini, içinde akan nehirleri, yaşadıklarını, hayallerini, vermek istediği mesajları hem besteleriyle, hem kalemiyle “modern zamanlarda” bizimle paylaşıyor.
Bir çok şarkısında kadınlara, bizlere sahip çıkıyor.
Yine yazılarında ; “Ben koparmak değil dikmek taraftarıyım. Her şeyi her şeye ve herhangi bir yerinden.” diyecek kadar barışçı.
Sitesi de kendi gibi marjinal.
Yeni albümünü hazırlıyormuş.
Sabırsızlıkla bekliyorum.
Ve hayatla ilgili şu paragrafında ona yürekten katılıyorum.
“Hayatla ilgili emin olduğum bir şey varsa, o da hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı. Bu da onu heyecanlı kılan şey. İnsan da komik varlık. Herşeyi sabitlemek ister. Ya da yok etmek. Hiçbir şey yok olmuyor desem, fazla mı ileri giderim. Görmediğim yerlere giderim evet, ama his diye bir şey var. Tuzlu hisler var insanın içinde. Hayatına lezzet katan baharatlar var.Farketmeden salınmaya başladığın şarkılar gibi, çoğu şey kendiliğinden. Dur işareti, geç işareti, yok bekleler falan var mı sanıyorsunuz? Kendi üzerinize fazla çullanıyorsunuz bence. Bana ne kadar benziyorsunuz.”
İnsanın içi, insanlığa ısınırmış ya.
Ben de Nil’e ısındım ve paylaştım. Buyurun :)
Tarifim:
Malzemeler:
Yapılışı:
Passengers
Dün akşam iş çıkışı yürürken tuhaf duygulara kapıldım.
Düşündüm….
2009’a girdik. Bir sene sonra 2010, sonra 11….
Durduramadığımız bir mekanizmanın içindeyiz sanki.
Bu dünyada nefes alacak zamanınımız yıllara, aylara, günlere, saniyelere bölünmüş.
Yani, bir bitiş var hepimiz için.
Kadranın durduğu bir çizgi.
Sonra derin bir nefes aldım. Yağmur ince ince yağarak suratıma çarpıyordu. Kokusunu alabiliyordum damlaların. Keskin bir soğuk vardı. Etrafıma bakındım.
Arılar gibi sağa sola koşturan insanlara baktım. O çizgiye doğru koşturuyord
uk hepimiz.
Koşuyorduk ve koşarken ;
Ya kırgındık birilerine, ya mahçup.
Sahip olduklarımız da vardı, olmadıklarımız da.
Hayalleri taptaze olanlar, hayalleri solanlarla aynı metroya biniyordu.
Bu kadar insanın düşe kalka, belki de ite kaka yürümesini sağlayan bir tek şey olabilirdi.
Umut.
Kötüyse bile daha iyi olacağa olan beklenti.
Yaşama sevincimizin yegane anahtarı.
Birde şans faktörü var, umutla bağlantılı yanları var onunda.
Bazı insanlar kendilerini ara sıra diğer insanlarla kıyaslarlar. Kıyasladıkları kişinin kendilerinden daha iyi ve daha şanslı olduğunu düşünürler. Maddi ve manevi olarak.
Halbuki tek bir yönden bakmamak gerek.
Neye göre şans ? Neye göre şanssızlık ?
Bu her şarta ve olaya göre değişkenlik gösterir.
İyilik ve kötülükte böyledir.
Bir gün yolda yürürken bir dilenci görürsün.Ona acıyıp para verirsin.Bir iyilik yaptığını düşünürsün. Ama o dilenci gider verdiğin parayla bir içki alır, sarhoş olur, ve masum bir çocuğu taciz eder. Yaptığın iyilik bir anda kötülüğe dönüşür.
İşte hayatın domino taşları böyle ilerler.
Dün akşam yürürken , bu tik tak sesleri arasında, yağmur yüzüme vura vura, küslüğün, kalp kırmanın, üzmenin, hırslanmanın, şiddetin ne kadar saçma olduğunu düşündüm.
Bir bardak suyun bir servet değerinde olduğu hikayeyi hatırladım.
Yağmuru kokladım.
Ve tekrar derin bir nefes aldım.
Malzemeler:
