27 Şubat 2009 Cuma

FRINGE
Lost'un yapımcılarından Lost kadar sağlam bir dizi daha görmek beni memnun etti.
Gizem, sıradışı olaylar, hikaye ve görsellik dolu bir bilim-kurgu dizisi.
Bu dizininde müptelası olunacak gibi.

19 Şubat 2009 Perşembe

Damla Çikolatalı Kek

Değil mi?
Gece gözlerimizi kapadığımızda gezegenimizde 800 milyon kişinin aç uyuduğunu biliyor muydunuz? Yaşadığımız ülkeden sadece birkaç paralel aşağımızda insanlar yiyecek besin bulamadıkları için ölüyorlar. Silaha ve kurşuna bu kadar para dökülürken ne ironik değil mi?

BM Uyuşturucu ve Suç Bürosu bir araştırma yapmış. 155 ülkenin üçte birinde insan kaçakçılarının çoğunun kadınlar olduğu belirlenmiş. Ne kadar ilginç değil mi ?
(Tehlikeli olduğumuzu bilirdim de bu kadarını tahmin etmezdim :(

“One minute” kelimelerinin anlamını artık Türkiye’nin yüzde 48’i başta olmak üzere herkes öğrendi. Ne güzel değil mi?
(Ülkemize gelen bir çok turist ve müşteri “nobody knows English here” diyemeyecek artık)

İstanbul’da trafik sorunu çözülsün diye çok sayıda kavşak yapılıyor.Bunlar keşmekeşi daha çok arttırdığı gibi 3. köprü içinde bilinçsizce, doğayı tahrip edecek şekilde inşaat bölgeleri seçiliyor. Bu yüzden de İstanbul’da az sayıda olan yeşil örtülü alanlar daha da azaltılmaya çalışılıyor. Ne kadar acı değil mi?

AB’ye girmeye çabalarken, demokratik bir ülke olduğumuzu savunurken hala “youtube”un kapalı olması saçma değil mi?

5 yaşından itibaren her gün TV izleyen bir çocuk 15 yaşına gelene kadar 18 bin cinsel taciz, saldırı, kavga ve işkence yolu öğreniyormuş. Ne korkunç değil mi?

Bir Japon yılda 25, bir İsveçli 10, bir Fransız 7 kitap okuyor, Türkiye’de ise 6 Türk ancak bir kitap okuyabiliyor. Ne kadar vahim değil mi?

Böcekten, yılandan, kapalı yerlerde kalmaktan daha çok “insanlardan, yakınlık kurmaktan ve başarısız olmaktan” korkuyormuşuz. Ne tuhaf değil mi?

Genelde insanlar ne zaman tek başına yemek yemek durumunda kalsa, evdeyse çorba yapmaya, dışarıdaysa garsona ilk olarak “ne çorbanız var” diye sorarlarmış.
Yalnız kalınca içleri üşürmüş.İçlerini ısıtmak isterlermiş çorbayla.Aynı şekilde ruhen kirlenmiş veya ahlaken yanlış yapmış hisseden insanların duş alma isteği de duygularını somut bir şekle dönüştürmeye bir başka örnekmiş. Ne enteresan değil mi?

Peter Straub’un “Yitik Oğlan Yitik Kız” adlı kitabında, romandaki evli erkek karakter, eşini ;

“bir orman resmi düşünün, en önde tek ve kocaman bir ağaç duruyor. Onun arkasındakiler flu ve çok uzak.” diye tanımlıyor. Ne kadar hoş değil mi?


Çırptım,çırptım,karıştırdım. Damla çikolatalı kek yaptım :)

Malzemeler:

  • 4 yumurta
  • 1 su bardağı esmer şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı süt
  • 3 su bardağı un
  • 1 su bardağı damla çikolata
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu

Yapılışı:

  1. Yumurtaları köpürene kadar çırpın.
  2. Şeker ve vanilyayı katıp çırpmaya devam edin.
  3. Sıvıyağ ve sütü katın.
  4. 3 su bardağı un ve 1 paket kabartma tozunu bir kapta karıştırın.
  5. Sonra eleyerek karışıma katın.
  6. İyice çırptıktan sonra damla çikolataları da ilave edin.
  7. 150 derecede önceden ısıtılmış fırında 45 dakika pişirin.

Issız Adam Film Müziği-Michel Fugain-Une Belle Histoire

ÖNERİYORUUUM !

WALL-E
Hayatımda izlediğim en güzel animasyonlardan biriydi.Hikaye,anlatım ve detaylar çok iyiydi , 2 robotun aşkı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
6 dalda Oscara aday olduğunu belirteyim bilmeyenler için.
''En iyi animasyon'' , ''En iyi orjinal müzik'' , ''En iyi orjinal şarkı'', ''En iyi ses kurgusu'', ''En iyi orjinal senaryo'', ''En iyi ses mikrajı''
Hepsini kazanamasa da eli boş dönmeyeceğine eminim.
Mutlaka izlenmeli.



MIRRORS
Gerilim sevenlerin beğenecekleri bir film.
Görsel efektler, hikaye oldukça başarılı.
Kiefer Sutherland'in başrolde olduğu filmin sonu akılda kalıcı nitelikte.
İyiki izlemişim dediğim filmlerden.

12 Şubat 2009 Perşembe

Sevgili Pandoracım beni sevdiği bloglar arasında ödül vermeye layık görmüş. Teşekkür ediyorum arkadaşıma :)
Ben de bana layık görülen bu ödülü sağ tarafta takip ettiğim bütüüüüün blogdaşlarıma gönderiyorum.
~~~~I LOVE YOUR BLOG~~~~

11 Şubat 2009 Çarşamba

Pırasalı Börek


IN THE BUS...
Sık sık otobüs ve tramvaya binenler biraz sonra yazacaklarıma şahit olmuşlardır mutlaka.
Bu ulaşım araçları her gün “yurdum insanı” profilleriyle doludur.Bu vatandaşlarla yolculuk etmek bazen tebessüm edici, bazen can sıkıcı haller alabilir.
Geçenlerde iş çıkışı otobüse bindim. Otobüs benim bindiğim durakta hemen doluveriyor zaten.Diğer duraklara uğramasına gerek yok :)
“Tecrübeli ve bilinçli” otobüs yolcuları olarak hepimiz arkalara doğru ilerliyoruz. Ben de ayakta yolculuğuma devam ediyorum.Bir durak sonra, tutunduğum koltuktaki şahıs inmek için kalktı, bana yer verdi. Ben de oturdum. Oturmadan önce yanımda ayakta dikilen kadın ben oturunca kendisine yer verilmedi diye mi nedir, çantasını omzumun üzerine yerleştiriverdi.Nerdeyse kafamın üstüne koyacak. İtmeye çalışıyorum, kendimi çekiyorum nafile. En sonunda dayanamadım kibarca uyardım.
Amanııııın, kadın tam bir şirret çıkmaz mı?
-Rahat rahat oturuyorsun bir de çantama laf söylüyorsun.
-Çantanı omzumda taşıyarak yolculuk etmek zorunda değilim.
-Ayaktayken sen de benim üstümdeydin.(Külliyen yalan, otobüslerde kimseye değmeden yolculuk yapanların yarışması olsa ben birinci olurum, kadının amacı benimle tartışmak, gazını çıkarmak, belki de kendisine yer verilmesini sağlamak)
Baktım, kadın devam edecek tartışmaya. Ki ben bu tip yerlerde kavga edilmesinden, tartışılmasından hiç hoşlanmayan biriyim. Böyle davrananlara da “çok yanlış” diyen gözlerle bakarım.
-Kusura bakmayın akşam akşam sizinle tartışamayacağım, tarzım değil
dedim ve hemen kulaklıklarımı taktım. Müzik dinlemeye başladım.
Benimle tartışmak için can atan kadın dondu kaldı.
“Bazen susmak en etkili cevaptır” lafının hakkını verdim :p Kendimle gurur duydum ki benim annem, kardeşimle ben çok küçükken otobüse binip, kendisine yer vermeyen erkek otobüs yolcularından birini kurban olarak seçip kafasına çanta geçirmiş insandır.İki küçük çocuklu kadına yer verilmedi diye otobüsü birbirine katmış bir kişiliktir. Bu anlamda annemin genlerini almamışım yani :)

Komik anlar da yaşanmıyor değil tabi.
Bir kere otobüse bir teyze binmişti, daha bu akbiller yeni yeni piyasadaydı ve belediye otobüs şoförleride akbil satışı yapmıyordu. Teyze para vermeye kalkınca şoför, yolculara fazla akbili olan var mı sor demişti.

Teyze otobüsün içine doğru güçlü bir sesle bağırmıştı ; “ Fazla akfili olan vaar mıııı?”
Akfil demişti, hahahaha !!!!

Bir de geçen gün bir belediye otobüsünün üzerindeki reklam yüzünden otobüse gıcık oldum neyseki bineceğim otobüs değildi :) Belki siz de görmüşsünüzdür. “Vakit” gazetesi reklamı. Reklam şu; “Bazı gazeteler okunmak içindir (üstünde Vakit gazetesinin fotoğrafı)
Sol tarafta da “Bazı gazeteler kullanmak içindir” (Üstünde içki şişesine sarılmış bir gazete fotoğrafı) Ne kadar taraflı ve ayrımcı bir düzeyde:(
Yandaşlığın ve ideolojik yaklaşımın halkın içine sızdırılmaya çalışılması bu olsa gerek :(


Toplu taşıma araçlarının içinde genelde tek tip bir ifade şekli vardır. Asık bir surat ve tek bir noktaya bakış. Bu beni biraz kassa da yolculuğum uzun sürmediği için pek dert etmiyorum.
Hem bazen eğlenceli de olabiliyor akfil olayında olduğu gibi :)
Yürümeyi çok sevdiğim için bazen üç durak kadar yürüyüp öyle biniyorum.
Ama en sevdiğim otobüs yolculukları şehirlerarası olanlar. Otobüsün markası Mercedes olursa da değmeyin keyfime :))

Bu börek lezzet anlamında "10" puanı hakeden bir börektir. (Yemekteyiz'de hiç 10 puan veren oldu mu, ben görmedimde :))

Malzemeler:

  • 1 kilo yufka
  • 1 kilo pırasa
  • 2 adet havuç
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 4 su bardağı yoğurt
  • 2 yumurta
  • Karabiber, kimyon, tuz



Yapılışı:

  1. Pırasaları yıkayıp çok ince kıyın.
  2. Havuçları rendeleyin.
  3. Sıvıyağda önce pırasaları kavurun.Sonra pişmesine yakın havuçları katın.
  4. Tuz, karabiber ve kimyon ilave edip ocağı kapatın.
  5. Yufkaları sigara böreği yapacakmış gibi tek bir yufkadan 6 parça çıkacak gibi üçgen şeklinde kesin.
  6. Genişçe bir kapta 3 su bardağı yoğurt, 1 yumurta ve 1 kaşık sıvıyağı çırpın.
  7. Üçgen yufkalara önce bu yoğurtlu harçtan sürüp, sonra pırasalı harçtan koyun ve sigara böreği sarar gibi sarın.
  8. Yağladığınız tepsiye yanyana dizin.
  9. Üzerlerine 1 su bardağı yoğurt ve 1 yumurtanın sarısını çırptıktan sonra sürün.
  10. En son susam ve çörek otuyla süsleyip 180 derecede fırında pişirin.


ÖNERİYORUUUM !

Five Fingers
Üstteki filmle ortak yanları var politik anlamda.
Sarsıcı bir finalle sizi darmadağın eden,şaşkına çeviren,inanılmaz bir film!

Laurence Fishburne ve Ryan Philippe performanslarıyla filme ivme kazandıran iki isim.
Nerdeyse tek melanda geçen film yinede göz dolduruyor.
Bu tarz filmleri sevenler mutlaka seyretmeli :)

Rendition
Bir defa kurgusu çok başarılı.
İki farklı zaman birbirinin içine çok iyi geçirilmiş. Filmi özellikle bu anlamda çok beğendim.
Senaryo-mekan-senaryonun işlenişi-müzikler çok iyi.
Oyuncuların performansları üst düzeydeydi.
Meryl Streep gene o ustalığını konuşturmuş. Fimde olduğunu kesinlikle hissettiriyor.
Politik yönden iğneleyici mesajlar veren çok kaliteli bir yapım.
Keşke daha önce seyretseymişim.

3 Şubat 2009 Salı

Kadayıf Dolması

Şu aralar ……
Şu aralar farklı, daha önce hiç gitmediğim bir ülkenin, bir sokağındaki sakin bir cafede kahvemi yudumlamak, daha sonra oradan çıkıp etrafa bakınarak saatlerce yürümek istiyorum.
Seyahat etmek, yeni yerler görmek, kendi ırkımdan farklı insanların nasıl yaşadıklarına şahit olmak, küçük bir gezgin olmak istiyorum şu aralar.
Barış Manço bunu ne kadar güzel başarıyordu değil mi?
Dünyanın dört bir köşesine gidip ilk defa karşılaştığı insanlarla çabucak iletişim kurabilen nadir insanlardan biriydi. Benim yaşımdakiler için çok özeldi.
“Domates, biber, patlıcan” diye bir şarkı yazıp bunu aşkla harmanlayıp herkese bağıra bağıra söyletebilen gerçek bir sanatçıydı. On sene olmuş bizlerden ayrılalı. Zaman kavramı beni yine dumura uğrattı.

Yaşadığım ülkeden farklı bir çok unsurla karşılaştım gittiğim şehirlerde.
Avrupa’da binaların çoğu gri renkmiş gibi geldi bana. Havanın sürekli kapalı olması onları öyle gösteriyor sanırım. Ama ip gibi dizilmiş binalar,birbirine paralel ve düzenli.Çarpık kentleşme yok.(Brüksel’de öyleydi.)
Müthiş bir düzen hakim. Beklediğin otobüsün saat kaçta geleceği durakta yazılı. Gecikme diye bir şey yok. Burada 5 dakikada bir gelmesi gereken otobüs trafiğe bir takıldı mı yarım saat sonra geliyor. Sonra gelen otobüse bin binebilirsen, durak stadyum olmuş vaziyette çünkü.
Orada; ana yollardaki ikaz işaretlerini yaklaşmadan nerdeyse 1 km kala görebiliyorsun. Burada yol sapaklarına dizilen tuhaf “bowling pinleri” gibi değil. Sarı renk yanıp sönen ikaz ışıklarını görünce yol ayrımına yaklaştığını anlayabiliyorsun. Üstelik yurtdışında ehliyet alabilmen için 2 sene mücadele vermen gerek. Ben ehliyet sınavında sürücü koltuğundayken ben mi kullandım yanımdaki hoca mı anlamadım. Çünkü sürekli onun ayakları pedallarda hareket ediyordu. Tam bir keşmekeş.

Yalnız, şu tuvaletlerinde taharet musluğunun olmaması çok kötü. Biz bu açıdan onlardan üstünüz kesinlikle. Oralarda evin varsa özel olarak yaptırman gerekiyor bu musluğu.

Parklara çok önem veriyorlar. Eski tarihi binalarına da öyle. Amsterdam’da 1400’lü yıllardan kalma dar ve uzun bir bina gördüğümü hatırlıyorum mesela. Külahta bol mayonezli kızarmış patates yediğimi de:P
Hollanda sokakları her şey serbest bir ülke olmasından dolayı esrar koksa da yol kenarlarına park edilen yüzlerce bisiklet çok hoşuma gitmişti. Canal Bus’la kanal boyunca sıralanan evlerin arasından geçmekte :)


Eyfel kulesinde biz çılgın Türklerin kalıntılarını görmek mümkün. Yazmaya ve imza atmaya olan merakımız orada da kendini göstermiş. Ağaçları ve sıraları kazıdığımız gibi kuleye de isim kazımışız :) (bende kazımış olabilirim ne ayıp :P)


Köln'deki Dom Kilisesi'nden ürkmüştüm. Korku filmlerinden fırlamış gibiydi. Göğü deliyordu sanki, o kadar yüksek :s


Oralarda en çok gördüğüm mağaza H & M (yardımcı olabilir miyim diyen tezgahtarlar yok, seç-beğen-al), bayılarak yediğim yiyecek waffle. (ayrıca devasa snack)

Of of …..
İşte böyleyim bu aralar.Seyahat etmek istiyorum. Bu ekonomi düzelene ve Kılıçdaroğlu başa gelene kadar Yeni Zelanda’ya yerleşeyim diyorum.
Hem başlıca doğal kaynağı “doğal gaz” mış. Daha az fatura gelir :P

Eşimin bayılarak yediği Erzurum'un meşhur tatlısıdır kadayıf dolması. İlk kez yapmama rağmen gayet lezzetli oldu.


Malzemeler:

  • 500 gr. yaş kadayıf
  • 200 gr. dövülmüş ceviz
  • 4 yumurta
  • 4 su bardağı toz şeker
  • 4 su bardağı su
  • Kızartmak için sıvıyağ

Yapılışı:

  1. Önce şerbetini hazırlayın. Şeker ve suyu karıştırarak kaynatın. Biraz ılınınca buzdolabında soğumaya bırakın.
  2. Kadayıfları diderek el ayası büyüklüğünde dizin. İçine dövülmüş cevizi yerleştirip dolma sarar gibi sarın.
  3. 4 yumurtayı mikserle köpürene kadar çırpın.
  4. Kadayıf dolmalarını yumurtalara bulayıp (çok bekletmeyin içinde) önceden kızdırılmış yağda kızartın.
  5. Üzeri nar gibi kızarınca hemen alıp önceden soğuttuğunuz şerbetin içine atın.
  6. Şerbetini çekince ister kaymakla ister kaymaklı dondurmayla servis edin.



ÖNERİYORUUUM !

Chicken Little

İlk vizyona girdiğinde izleyememiştim. Ne eğlenceli animasyonmuş.
Zekice espriler var. Çocuklara ve ebeveynlere eğitici mesajlar var.
Bir de öyle sevimli bir civcivki al sıkı sıkı sarıl. O derece yani.
Hele balık arkadaşına hasta oldum.Karakterlerin yaratıcılarına tebrikler :)
One Tree Hill

Şu anda 6. sezonu Amerika'da gösterilen dizinin beş sezonunuda seyrettik.
5. sezondaki Haley ve Nathan'ın oğullarına bayıldım. Ne kadar yetenekli bir çocuk. Yapımcılar çok doğru bir seçim yapıp diziyi daha renkli kılmışlar. Klasik bir gençlik dizisi olmasının dışında aile sevgisini ve dostluğu üst seviyede tutan bir çizgisi var.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Fesleğen ve Domates Soslu Makarna

Ofis manzaraları
Kriz, kriz, kriz…
Dönen çekler, işten çıkarılanlar, batan firmalar…
2009 ekonomik olarak geçirilen en kötü kriz yılı oldu. Daha öncekiler bu kadar uzun sürmemiş, bir şekilde firmalar toparlanabilmişti. Ama bu sefer durum farklı. Özellikle tekstil sektöründe tam bir düşüş söz konusu. Bu kazanılan paralar nereye uçtu bilemiyorum. Bir anda herkesin cepleri boşalıverdi.

Tekstil sektörü bir dönem o kadar parlak bir çağ geçirmişti ki. Herkes çok karlı işler yapmış, çok paralar kazanmış, mantar gibi tekstil firmaları türemişti. Şimdi bu firmalar batarak sapır sapır dökülüyor. Piyasa sanki bu fazlalıkları silkeliyor. Yüzeyde, sadece doğru adımlar atabilenler, gerçekten iyi ve sağlam müşterileri olanlar tutunabilecek.

Özellikle tekstil sektörü çok karışık bir sektördür. Her tipten insana rastlanabilir.
Firma sahiplerinden, çalışanlara ve müşterilerine kadar Türkiye’nin bir yelpazesini görmek mümkündür. İşten anlayan, tuttuğunu koparan satın almacılar olduğu gibi, kendini patronla ortak sanıp, şirketin sahibi gibi etrafına yaptırımlar uygulamaya çalışan müşteriler vardır. Bu tipler etraflarındakileri kendi elemanı gibi görüp kukla gibi oynatmaya bayılırlar. Tabi bu tavırları benim gibilere rastlayınca söner o ayrı :PP

Tekstil sektöründe “etiket” imalatı yapanların, yani bizlerin işi çok zordur aslında.

“Etiket” kıyafete dikilecek son aksesuar olduğu için hep siparişlerde en sona bırakılır ve bu yüzden bütün siparişler hep acildir. Müşteri siparişi bugün verir, yarın malı tıra yükler. Nasıl oluyorsa ? Malları tıra yükler ama bütün ceremeyi ve stresi de yetiştirmeye çalışanlara yükler. Yetiştiremezsen de sana tuzlu bir reklamasyon faturası keser. Ve işin trajikomik tarafı; ürün(kıyafet) satışa çıkar. Gider biri alır. Kaşındırıyor diye yakasından senin o kadar uğraş verdiğin etiketi keser atar :)
Tuhaf ve komik değil mi?

Neyse, ben bu olan biten hakkında diyorum ki;
bu ekonomik kriz bir an evvel yansın bitsin, kül olsun. Hatta dağa kaçsın :)
Bir daha da dönmesin. Biz de rahat bir nefes alıp önümüzü görelim.
Bu arada eklemeden geçemeyeceğim, sevgili başbakanımız hala halkımıza üç çocuk yaptırmada ısrarcı mıdır çok merak etmekteyim. Çünkü doğanların işi gücü yok, doğmamışlar, doğduklarına pişman olmasın sonra.


Tarifim :

Malzemeler:

  • 350 gr. kelebek makarna (Barilla Farfalle)
  • 2 adet domates
  • 50 gr. taze veya kuru fesleğen
  • 150 gr. rende parmesan peyniri (sert beyaz peynirde olabilir)
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  1. Makarnayı kaynamış suda haşlayın.
  2. Sıvıyağı tavada ısıtın.
  3. Kabuğunu soyup küp küp doğtadığınız domatesleri ekleyin. 10 dk.kadar pişirin.
  4. Tuz ve karabiberle çeşnilendirin.
  5. Fesleğen yapraklarını kabaca doğrayın veya kuru fesleğeni ilave edin.
  6. Makarnanın üzerine döküp parmesan peyniriyle süsleyin.




ÖNERİYORUUUM !

What happens in Vegas
Bu romantik komedide uyumlu bir çift olarak karşımıza çıkıyor Cameron Diaz ve Ashton Kutcher.
Tesadüfi olarak Vegas'ta karşılaşan bu ikili , sonrasında gayet eğlenceli sahnelerle karşımıza çıkıyor.
Ben filmi izlerken çok eğlendim.
Babylon A.D.
Hikayesi güzel, Vin Diesel sayesinde aksiyon sahneleri renkli ve hiç sıkılmadan izlediğim bir film oldu.
Sonu biraz vasat olsada gelecekte neler olabilire göndermeler yapan ve bu anlamda etkileyici sahneleri olan başarılı bir Vin Diesel filmiydi.

15 Ocak 2009 Perşembe

Fırında Peynirli Brokoli

Nil …
İsmi kısacık.
İçi ve duyguları soyadı gibi dolu dolu.
Şarkıları ve müziği şahsına münhasır.
Eşsiz, farklı.
Bir insanı yazdığı ve bestelediği şarkılarından sevebilir misin?
Evet.
Peki yazdığı köşe yazılarından sevebilir misin ?
Hem de nasıl.
Öyle samimi yazılar yazıyor ki haftada bir köşesinde.
Sürekli takipteyim.
Kelimelerini ve hislerini kendi deyimiyle insanın “derialtına” öyle bir gönderiyor ki.
Bütün yazılarını okuma isteği uyanıyor bende.
Zaten kitap haline getireceklermiş bu yazıları.
Sanırım bu sanatçı olma durumları sadece beste yapmak, şarkı söylemekle olmuyor.
Bir de insanca düşünüp, insanca yaşamak, her şeye duyarlı olmakla da alakalı.
Yazılarında kendinden çok şey bulabiliyorsun.
Anlamlı cümlelerle özetleyiveriyor içinden geçeni.
Okudukça bu dünyada benim gibi düşünen insanlar var diyorum.
Rahatlıyorum.
Bu yazdığın yazıya içtenliğini aktarabilmek; okuduğun kitabı ya da bir haberi, dinlediğin müziği, gezdiğin yerleri, ettiğin sohbeti iyice içine çekebilmekle ilgili.
Duyumsamak ve özümlemekle.
Bu kız bunu yapabiliyor işte.
Heyecanını, tepkilerini, içinde akan nehirleri, yaşadıklarını, hayallerini, vermek istediği mesajları hem besteleriyle, hem kalemiyle “modern zamanlarda” bizimle paylaşıyor.
Bir çok şarkısında kadınlara, bizlere sahip çıkıyor.
Yine yazılarında ; “Ben koparmak değil dikmek taraftarıyım. Her şeyi her şeye ve herhangi bir yerinden.” diyecek kadar barışçı.
Sitesi de kendi gibi marjinal.
Yeni albümünü hazırlıyormuş.
Sabırsızlıkla bekliyorum.
Ve hayatla ilgili şu paragrafında ona yürekten katılıyorum.
“Hayatla ilgili emin olduğum bir şey varsa, o da hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı. Bu da onu heyecanlı kılan şey. İnsan da komik varlık. Herşeyi sabitlemek ister. Ya da yok etmek. Hiçbir şey yok olmuyor desem, fazla mı ileri giderim. Görmediğim yerlere giderim evet, ama his diye bir şey var. Tuzlu hisler var insanın içinde. Hayatına lezzet katan baharatlar var.Farketmeden salınmaya başladığın şarkılar gibi, çoğu şey kendiliğinden. Dur işareti, geç işareti, yok bekleler falan var mı sanıyorsunuz? Kendi üzerinize fazla çullanıyorsunuz bence. Bana ne kadar benziyorsunuz.”
İnsanın içi, insanlığa ısınırmış ya.
Ben de Nil’e ısındım ve paylaştım. Buyurun :)


Tarifim:
Malzemeler:

  • 500 gr. brokoli
  • 1 adet patates
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 çay bardağı süt
  • 4 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 su bardağı rendelenmiş dil peyniri
  • tuz,kırmızıbiber

Yapılışı:

  1. Fırını 175 dereceye ayarlayın.
  2. Brokoli ve patatesleri fazla yumuşatmadan biraz haşlayın ve fırın kabınıza alın.
  3. Üzerine halka halka doğradığınız soğanı dizin.
  4. Bir kapta süt,sarımsak,tuz ve kırmızı biberi karıştırıp üzerlerine dökün.
  5. En son dil peynirini üzerine yayın.
  6. 20 dakika fırında pişirin.




ÖNERİYORUUUM !

Passengers
Yolcular
Bir uçak kazası sonrası ilgi çeken sahneler ve gizemle dolu bir film.
Sürükleyici olması ve bana Lost'u hatırlatmasının yanında umarım Lost'un sonunu bu şekilde bağlamazlar diye düşünüyorum.
Anne Hathaway'i son günlerde başarılı iki filmde seyrettim ve çok beğendim.
Şeytan Marka Giyer'de ki performansıda hala hafızamda.

İSTANBULLULAR
Buket Uzuner
Yaz 2005.
İstanbul Atatürk Havalimanı.
Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor.
Kitabı keyifle okuduğumu söyleyebilirim.
Cep kitabı olarakta basılmış. Hem çantaya, hem keseye uygun olarak düşünülmüş.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Damla Çikolatalı Kurabiye

Dün akşam iş çıkışı yürürken tuhaf duygulara kapıldım.
Düşündüm….
2009’a girdik. Bir sene sonra 2010, sonra 11….
Durduramadığımız bir mekanizmanın içindeyiz sanki.
Bu dünyada nefes alacak zamanınımız yıllara, aylara, günlere, saniyelere bölünmüş.
Yani, bir bitiş var hepimiz için.
Kadranın durduğu bir çizgi.
Sonra derin bir nefes aldım. Yağmur ince ince yağarak suratıma çarpıyordu. Kokusunu alabiliyordum damlaların. Keskin bir soğuk vardı. Etrafıma bakındım.
Arılar gibi sağa sola koşturan insanlara baktım. O çizgiye doğru koşturuyorduk hepimiz.
Koşuyorduk ve koşarken ;
Ya kırgındık birilerine, ya mahçup.
Sahip olduklarımız da vardı, olmadıklarımız da.
Hayalleri taptaze olanlar, hayalleri solanlarla aynı metroya biniyordu.
Bu kadar insanın düşe kalka, belki de ite kaka yürümesini sağlayan bir tek şey olabilirdi.
Umut.
Kötüyse bile daha iyi olacağa olan beklenti.
Yaşama sevincimizin yegane anahtarı.
Birde şans faktörü var, umutla bağlantılı yanları var onunda.
Bazı insanlar kendilerini ara sıra diğer insanlarla kıyaslarlar. Kıyasladıkları kişinin kendilerinden daha iyi ve daha şanslı olduğunu düşünürler. Maddi ve manevi olarak.
Halbuki tek bir yönden bakmamak gerek.
Neye göre şans ? Neye göre şanssızlık ?
Bu her şarta ve olaya göre değişkenlik gösterir.
İyilik ve kötülükte böyledir.
Bir gün yolda yürürken bir dilenci görürsün.Ona acıyıp para verirsin.Bir iyilik yaptığını düşünürsün. Ama o dilenci gider verdiğin parayla bir içki alır, sarhoş olur, ve masum bir çocuğu taciz eder. Yaptığın iyilik bir anda kötülüğe dönüşür.
İşte hayatın domino taşları böyle ilerler.
Dün akşam yürürken , bu tik tak sesleri arasında, yağmur yüzüme vura vura, küslüğün, kalp kırmanın, üzmenin, hırslanmanın, şiddetin ne kadar saçma olduğunu düşündüm.
Bir bardak suyun bir servet değerinde olduğu hikayeyi hatırladım.
Yağmuru kokladım.
Ve tekrar derin bir nefes aldım.





Malzemeler:

  • 125 gr.tereyağı (eritilmiş)
  • 1 su bardağı esmer şeker
  • 3 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 adet yumurta
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • Yarım tatlı kaşığı tuz
  • 1¾ su bardağı un
  • 1 su bardağı damla çikolata

    Yapılışı:
  1. Fırınınızı 150 dereceye ayarlayın.
  2. Yağı ve şekerleri mikserle iyice çırpın.
  3. Yumurta ve vanilyayıda ilave edip çırpmaya devam edin.
  4. Ayrı bir kapta unu, kabartma tozunu ve tuzu karıştırın.
  5. Diğer karışıma katıp karıştırmaya devam edin.
  6. En son damla çikolataları katıp kaşık yardımıyla karıştırın.
  7. Elinizle yuvarlak şekil verip yağlı kağıt serdiğiniz tepsinize dizin.
  8. Bir kaşıkla üzerlerine bastırın.
  9. 20-25 dakika kadar pişirin.




ÖNERİYORUUUM !


Mamma mia !
Mamma Mia çok sıcak bir film.
1970'lerin ünlü grubu Abba'nın şarkıları ile oluşturulan müzikal hem duygusallık hem de komedi içerdiği için bir çok sinemasevere sesleniyor. Evliliğin eşiğinde güzel bir kızın babasını hiç tanımamış olması ve düğünde babasının yanında olmasını istemesi üzerine annesinin geçmişindeki üç farklı erkeği aynı anda düğüne çağırması ile başlıyor film. Üçüde birbirinden yakışıklı olan ve düğün arifesinde gerçek babasını keşfetme çabası ile hem duygusal anlar, hem de yüzünüzde ufak gülümsemeler buluyorsunuz. Dahası bir müzikal olması ve sizi eskilere götüren şarkılar ile film daha bir zevk vermeye başlıyor. Bunun yanında benim çok sevdiğim bir oyuncu olan Meryl Streep yine oyunculuğunu konuşturuyor.
Get Smart
Akıllı Ol
Harika bir komediydi.
Kesinlikle seyretmelisiniz.
Steve Carrel'ın her zamanki o ciddi yüz ifadesiyle yaptığı komiklikleri insanı gülmekten kırıp geçiriyor.
Keyifle vakit geçirmek için ideal bir film.