18 Haziran 2008 Çarşamba

Minik Mayalı Poğaçalar (Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 25)

Tatil planları
Önümüzdeki Cumartesi sabahı Karşıyaka yollarındayız. Kuzenimizin 21 Haziran’daki düğünü nedeniyle yıllık iznimizin 1 haftasını önümüzdeki hafta kullanacağız kısmetse.Düğünü yapıp sonra ver elini kum, deniz, güneş :D
Yupppiii !!!! :)))))))))))))))

Geçen hafta sonu tatil öncesi son hafta sonum diye bir koşturmaca yaşadım sormayın.Cumartesi günü eksiklerimi tamamladım ama ayaklarıma kara sular indi:p Ben de ödüllendirdim kerataları şık bir ayakkabıyla :D
Pazar günü de kuaför işimi hallettim.Kapalı mekanlarda sigara içilmemesi ne kadar güzel oldu. Bunu bir kere daha anladım.”Ya sigara içenlerin hakları ne olacak?” diye konuşanlar hiç kusura bakmasın. İçmeyenleri zehirlemeyeceğin bir mekanda içebilirsin sigaranı. Kanserin artık bir numaralı ölüm nedeni olduğu dünyamızda “hak” öncelikle insanoğluna zarar vermezsen kazanılır.Hiç sigara içmemiş biri gibi konuşuyorum belki ama zamanında ben de içtim bu mereti.Sonra dedim ki kendime bu ot parçacıkları neden bana hükmediyor? Ben ona hükmedeyim.Beni esir ettiğini düşünüyor ama ben iradeli ve azimli biriysem bu cansız nesne beni ele geçirmemeli. İlk günler biraz zor oldu.Sanki sevgilim beni terk etmiş gibi bir boşluk yaşadım.Ama artık ona hükmedebiliyorum.Benimle sonsuza kadar dans etmek istese de ben ayağına basıp gönderiyorum.

Bir hediye, verileni ve vereni ne kadar mutlu edebiliyor.Pazar günü babam ve bana olduğu gibi.Bütün babaların geçmiş babalar günü kutlu olsun :D

Pazar günkü Türkiye maçının heyecanı da müthişti. Umarım Cuma günü de Hırvatistan karşısında başarılı olup yarı finale çıkabilirler.Maçı seyredebilmek için Cuma gecesi yola çıkmaktan vazgeçip sabaha erteledik feribot biletlerini.Hem gündüz etrafı daha net görerek yapılan araba yolculuklarını daha çok seviyorum.

Bavulu indirdim şimdiden.Aklıma geleni koyuyorum içine.Son güne bırakınca zor oluyor.Bir de liste yapma huyum vardır benim.Unutmayayım diye her şeyi listelerim.Yolda kolunda alışveriş torbalarıyla hem yürümeye çalışıp hem de elindeki küçük bloknotundaki yazılara çizgi çekmeye çalışan birini görürseniz o benim :DD
Madde madde her şeyi yazarım.Bir çok yazımdan da anlamışsınızdır zaten bu huyumu.Çok işe yaradığını söyleyebilirim.Her şey zamanından önce planlanmış ve rayına girmiş oluyor böylece.Beni çok rahatlattığı ve o son gün içimde bir huzurla evden çıkabilmemi sağladığı bir gerçek.

Bir sürü kitap aldım.Hani bir aralar Elif Şafak’ın bütün kitaplarını okumayı düşündüğümü söylemiştim ya.İki kitabını aldım. “Mahrem” ve “Araf”.Soner Yalçın’ın son kitabı “Siz Kimi Kandırıyorsunuz?” u da aldım.Daha ilk sayfalarından ilgimi çeken bir kitap oldu.Okuduktan sonra yorumlarımı paylaşırım.

Müziksiz yapamadığımı biliyorsunuz.Yolculuk müziklerimizide eşim hazırladı.Yerli-yabancı,genelde eski parçalardan oluşan birer cd doldurdu.Eskiler daha bir güzeldi gibi geliyor bana.Nostaljik bir seyahat olacak.

Bu arada bugün eşimin doğum günü.
Onu buradan da kutlamak istiyorum. Bana her konuda verdiği desteği, her an hissettirdiği sevgisi ve o güleryüzü için çok teşekkür ediyorum.Nice yıllara Azemciğim !!!


Sevgili Hülya beni Porselen Demlik Çay Saati Etkinliğine davet etmişti.Ben de buradan ona sevgilerimi göndererek bu tarifi yayınlıyorum.

Malzemeler:

Hamuru için:

  • 3.5 su bardağı un (elenmiş)
  • 1 yumurtanın beyazı
  • 1 paket kuru maya veya 80 gr.yaş maya
  • 1 su bardağı ılık süt
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker

Ayrıca oklavayla açılan hamurların arasına sürmek için tereyağı

İçi için:

  • Beyaz peynir,maydonoz karışımı veya sizin zevkinize göre patatesli veya kıymalıda olabilir.

Üzeri için:

  • 1 yumurtanın sarısı
  • Çörek otu veya susam

Yapılışı:

Hamur malzemelerini yoğurup eşit olarak sekiz parçaya bölün.Hepsini pasta tabağı büyüklüğünde oklavayla açın ve aralarına tereyağı sürün.Sonra beklemeden açtığınız hamurları servis tabağı büyüklüğüne gelecek şekilde açıp sigara böreği saracakmış gibi kesin.Geniş kısma peynirli harçtan koyup sigara böreği gibi sarın.Bütün hamurlara aynı işlemi uygulayın.Fırın tepsinize pişirme kağıdı serip poğaçaları dizin.Fırına vermeden 40 dakika kadar mayalanmalarını bekleyin.Sonra üzerlerine yumurta sarısı sürüp, çörek otu serpin. 180 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. Sıcakken daha lezzetli oluyor.

Afiyet olsun.

ÖNERİYORUUUM !

Eight Below (Kutup Macerası)
Bu filmi önermeyi unutmuşum size.
İki sene önce seyrettiğim ve etkilendiğim filmlerden biriydi."Dikey Limit" gibi kutuplarda geçen filmleri izlemeyi seviyorsanız bu filmi de beğeneceksiniz. Bunda aynı zamanda hayvan sevgisi aşılanıyorsunuz. Film bitince "keşke bir köpeğim olsaydı"diyorsunuz.
Hareketli sahneleri olan, hikayesi gerçek hayattan alınan bu filmin en etkileyici sahnesi, köpeklerin yaralı arkadaşlarını beslediği sahneydi.
DİJİTAL KALE - Dan Brown
Dan Brown'ın kitaplarını severek okuyorum.Çünkü çok sürükleyici oluyorlar.
Bu da öyle bir kitap.
İçinde cinayetler ve casusluk oyunları olan çok iyi bir macera kitabı.
Okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

11 Haziran 2008 Çarşamba

Mercimekli Spagetti

Pilim bitmek üzere :(
Enerjimin tükenmesine çok az kaldı.
Benim acilen bir tatile ihtiyacım var.
Yaz aylarına girince bir rehavet mi, yoksa aşırı bir yorgunluk mu çöktü benim üzerime bilemiyorum.
Bir an evvel kendimi serin sulara atma, o iyot kokusunu uzuuunca tatma ihtiyacı başladı bende.Güneş kendini bol bol göstermeye başladığı vakit dört duvar arasında kalmak istemiyorum.Yaz mevsimiyle paralel bir şekilde bedenim ve ruhum sanki bir mıknatıs çekiyormuş gibi şehir hayatından uzaklaşmak istiyor.
Bu mevsimin beni cezbeden çok yönü var. O yüzden en sevdiğim mevsim diyebilirim yaz için. Şöyle parmak arası terliklerimi giyip, tenim hindistan cevizi kokarken salına salına yürümek, sonra havlumun üstüne uzanıp ağız kulak mesafesi sıfır bir şekilde Penguen dergimi okumak istiyorum :p:DDD
Bazen “niye öğretmen olmadım ki ben ?” diye çok hayıflanırım. Öğretmenler yazın ve tatilin tadını uzun süre çıkartabilme şansına sahip oluyorlar çünkü. Biyocum kulakların çınlasın :D
Eğer öğretmen olsaydım, kesinlikle beni iki-iki buçuk aylık o yaz tatillerinde denizin dibinden ayıramazlardı.Deniz aşığıyım çünkü ben.(Tabi deniz anasız ve yosunu az olanına :p) Öyle deniz kenarında saatlerce yatıp bronzlaşma derdinde olan biri değilim kesinlikle. Fakat gelecek planlarım arasında alınıp tepe tepe keyfi sürülecek, denize yakın veya deniz manzaralı mütevazı bir ev yatıyor. Kısmetse o günler çabuk gelsin :D
Yazı, kışı kalmadı artık ama yazın en çok tükettiğim gıda dondurma.Bir çok kişide olduğu gibi. Fındık parçacıklı, çikolata soslu ve kaymaklı şu aralar favorim:pp
Güya diyetteyim ama dondurmaya hayır diyemiyorum.Az da olsa tadımlık yemeden duramıyorum.Roma dondurmacıları (dondurma ilk Roma imparatorluğunda çıkmış ya bizimkilerde hemen şube açıyorlar böyle :D :p) tatil beldelerinde hani dondurmayı külahta top top satarlar.Mutlaka alırız her akşam. Binbir çeşit meyveden dondurma yaparlar.Kavunlusundan tut, kayısılısına kadar.Bayılırım o kuyruğa girip dondurma almaya.Çocuk gibi sevinirim:D
Yaz akşamları bir başka güzel olur. Her zevke ve yaşa göre değişir eğlence anlayışı.
Capcanlı gitar sesleri yayılırken etraftan, aynı zamanda okey taşlarının sesleri ve kahkahalar da az değildir. Herkes tatil moduna girmiştir artık. Stresten uzak bir gevşeme hakimdir havaya. Bana son yıllarda, akşamları eşimle, dostumla şarap içip sohbet etmek daha bir keyif verir oldu. Hoplayıp zıplamayı tercih etmiyorum artık, o enerjiyi bulamıyorum kendimde. Bakış açım ve tatil anlayışım bir parça değişti, daha sakin bir müzik dinleyerek geceyi sonlandırmak daha cazip geliyor.Herhalde büyüdüm ve galiba yaşlanıyorum :(
Tek sevmediğim tarafı bu mevsimin bilumum haşarat ve özellikle sivrisinekleri beraberinde getiriyor olması. Sivrilerin en çok tercih ettikleri kan grubu da A Rh+. Kendimden biliyorum :DD
Bir de bir yaz gecesi uykulu gözlerle ve çıplak ayakla karafatma üstüne basmışlığım vardır.Hiç anlatmayayım, biraz sonra yemek tarifi vereceğim çünkü :s
Neyse arkadaşlar, güneşten mi, denizden mi, kumsaldan mı, yoksa aşkı ve eşimi bu mevsimde bulmamdan mıdır bilmem. Seviyorum ben bu YAZI.

Ve hiç bitmesin istiyorum.


Not: Bu arada inanınki yoğun iş hayatı yüzünden elimden geldiğince çabuk güncellemeye çalışıyorum blogumu. Keşke iki günde bir güncelleyebilsem :((
Beni merak ettiği için mesaj atan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.İyi ki varsınız :)


Tarifim:

Malzemeler:
  • 1 paket yassı spagetti makarna (500 gr.) (Filiz marka ve yumurtalı erişte olan önerilir)
  • 1 su bardağı yeşil mercimek (haşlanmış)
  • 1 adet havuç
  • 3-4 sap taze soğan
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 adet domates rendesi
  • 2 kaşık spagetti napoliten sos
  • 2-3 diş sarımsak
  • 50 gr.tereyağı
  • Tuz
  • Kara biber,kırmızı biber

Yapılışı:

Makarnayı 8-10 dakika kadar haşlayıp süzün. Kuru soğanı ay şeklinde, taze soğanı da ince ince doğrayın.Havucu minik küpler halinde doğrayın.Sos tavasında tereyağını eritin.Soğanları soteleyip, havuçları ilave edin.Onlarda sotelendikten sonra domates rendesi ve napoliten sosu katın.Dövdüğünüz sarımsağı,tuzu ve baharatlarıda kattıktan sonra en son yeşil mercimeği ilave edin.İki-üç dakika da öyle pişirdikten sonra haşlayıp süzdüğünüz makarnayla karıştırın.

Makarnakolik bir aile olduğumuz için her çeşit makarnayı bayılarak yiyoruz.Bu da onlardan biri.

En kısa zamanda görüşürüz :)) Kendinize iyi davranın :)

ÖNERİYORUUUM !

Step Up 2:The Streets (Sokak Dansı)
Çok seviyorum böyle filmleri.
İnsanın kanını kaynatan, dans edenlere hayranlık uyandıran bir görsel yapım.
Özellikle dansa merakı olanların kaçırmaması gerekli.
Müzik eşliğinde muhteşem danslar içeren, aynı zamanda "nereden geldiğin değil, nerede olduğun önemlidir" mesajı veren, hikayesiyle de sizi saran izlenmesi gereken nadir filmlerden.
İzleyin, seveceksiniz :D

The Hitcher (Otostopçu)
Üniversite öğrencisi iki sevgilinin sömestr tatili için arabayla seyahate çıkmalarıyla başlayan film, yolda çok fazla tanımadıkları bir adamı arabalarına almalarıyla bir anda yolculukları kabusa dönüşüyor.
Bundan sonrası, kaçış, gerilim ve adrenalin yükselmesi.
Vasat ama heyecanlı bir filmdi.
Filmde "One Tree Hill" dizisinden hatırlayacağınız Sophia Bush'ta başrollerde.

4 Haziran 2008 Çarşamba

Kabaklı Peynirli Börek

Bekarlık sultanlıksa, ya evlilik ??
Dün gece çok hoşuma giden bir film izledik.Evlenmeye karar veren ve üç hafta sonra evlenecek olan bir çiftin nikahlarını kıyacak olan rahip tarafından “sağlam evliliğe hazırlık kursu”na dahil edilmeleri ve eğer başarılı olabilirlerse nikahlarının kıyılabileceğini konu alan bir filmdi.Filmin adı "License to wed" ve Robin Williams başroldeydi.
Filmin özü, aslında evliliğin öyle göründüğü gibi kolay olmadığı, iyi bir flört döneminin evlenmek için yeterli olmadığını anlatmak istiyordu.
Son yıllarda boşanmaların çoğalması, evlenmek için doğru insanı bulamama sıkıntısı bir çok insanın hayatında gündemi oluşturuyor.
Boşanmak korkutmuyor artık insanları.Olmadı mı “haydi güle güle” deniliyor kolayca.
Çağımızda büyük sebepler dışında, boşanmaların çoğu tahammülsüzlükten kaynaklanıyor bana göre.Kimse kimseyi çekemiyor artık.Boşanma oranları eskiye nazaran yüzde seksen artış gösterdiğine göre o kırk yıllık evlilikler de sayılacak kadar azalacak gelecekte.
Pekiii ne değişiyor evlenince ? Bir imza her şeyi bu kadar etkiliyor mu? Hep öyle deniyor ya, imzaya suç atılıyor hep.
Sorun imza falan değil, aynı evin içinde yaşayamamanın, anlaşamamanın suçu niye imzada olsun ki ?
Hem “artık biz karı-kocayız” bilinciyle hareket etmek, bunu üzerine yapışmış bir görev gibi kabul etmekte yanlış. Bir yuvanın içinde artık bir aile olduğunuzu düşünmek, ona göre davranmak doğru geliyor bana.Kavga edince pes etmek, haklı çıkmadın mı kaçmak değil evlilik. Bencil olmamak, iki yönlü düşünmek demek.
Yani arkadaşlar bunun formülü:
Saygı + özveri + hoşgörü x sevgi = Mutlu ve sağlam evlilik
Evlenecekler bunu not alsın (evlilik uzmanı Pınar):p :p :p
Yeni kuşağın evlenmek için doğru insanı bulamamasından bahsetmiştim ya, doğru insanı bulunca onun sürekli doğru olacağının bir garantisi var mı? Tabi ki yok.
O yüzden tercih edilen hep yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık oluyor.
Yaş ilerledikçe bu daha da zorlaşıyor, seçicilik hat safhada oluyor.
Ne kafanı dayayacağın bir omuz bulabiliyorsun ne de yastığını paylaşacak bir eş…
Aynı evde depresyonla sarmaş dolaş yaşıyorsun :(
Bunun yanında evlilikten korkanlarda var.Özgürlüğünün kısıtlanacağını düşünen,
her gece oradan oraya seken, o çıtır güzel, bu çıtır yakışıklı diye dolaşan, evliliği
hapis hayatı gibi görenler var. Kendi sultanlıklarının hiç bitmemesini isteyen evlilik düşmanları var.Saygı duyuyorum ama bir gün etraflarındaki o kalabalık kaybolduğunda, yanlarında bir yol arkadaşı göremediklerinde ne olacak ?
Evlilik kutsaldır ama asıl kutsal olan, o sahip olduğun bağlılık duygusu ve senin için ateşin içinden bile geçebileceğini, artık bir bütün olduğunuzu biliyor olmandır.
Bekarlık sultanlıksa, evlilik çifte sultanlıktır :D


Malzemeler:

  • 3 adet yufka
  • 3 adet kabak (temizlemiş ve rendelenmiş)
  • Beyaz peynir (200 gr.) (çatalla ezilmiş)
  • 1 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 2 yumurta
  • Susam ve çörek otu

Yapılışı:

İlk yufkayı kenarları dışarı taşacak şekilde yağladığınız tepsiye serin. İkinci yufkayı ikiye bölün ve dağınık olarak onun üstüne yayın.Derin bir kapta 1 adet yumurta, 1 su bardağı süt ve 2 yemek kaşığı sıvıyağı çırpın.Çırptığınız bu karışımdan fırça yardımıyla yaydığınız yufkanın üzerine sürün.Diğer bir kapta karıştırdığınız rendelenmiş kabak ve peynirlerin(acılı olsun istiyorsanız içine pulbiber yada karabiber koyun) yarısını güzelce üzerine yayın.İkinci yufkanın diğer yarısınıda dağınık olarak bunların üzerine serin.Tekrar süt,yağ ve yumurta karışımını sürdükten sonra ikinci kat peynir ve kabağı koyun.Üçüncü yufkanın uç kısımlarından kopartıp bunun üzerine yaydıktan sonra sütlü karışımdan tekrar sürün En alttaki yufkanın taşan kısımlarını ortaya toplayıp kalan yufkayı en üste düzgünce kapatın. Yumurta sarısı sürüp susam ve çörek otu serptikten sonra 180 derecede önceden ıstılmış fırına verin.Üzeri kızarınca çıkartıp servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

RV
Bir Robin Williams filmi daha.
Tam bir aile fimi. Ailenin her şeyden üstün olduğunu vurgulayan sıcak bir komedi.
Karavanla tatile çıkan bir ailenin başından geçen komik maceraları izlemek istiyorsanız alııııın.
Mısırları patlatın, gülerek seyredin :D

Edmond
İlginç bir film izlemek istiyor musunuz?Alın bu filmi seyredin.
Hayatın anlamına kafayı takmış hatta onunla kafayı bozmuş bir adamın başına gelenleri ve William H.Macey'nin oyunculuk başarısıyla seyredin.
30 Days Of Night-30 Gün Gece
Kanlı, vampirli filmleri sevmem.Ama bu film adrenalimi fena yükseltti.Alaska'da bir kasabada 30 gün boyunca gece olsa ve kasabanızı vampirler bassa ne yapardınız? Kaçacak delik arardınız:D
Kasabanın yerlileride aynen böyle yapıyor.
Gerilimi yüksek, vampirleri gerçek gibi olan bir film izlemek istiyorsanız alın.

27 Mayıs 2008 Salı

Hindi Etli Bostan Kebabı

Anlayamadıklarım, sinir olduklarım ve benzeri listesi :
1. Her sene, bütün Avrupa ülkelerinin konusuna komşusuna puan yağdırdığı, adil olunmadığı aşikar olan Eurovision yarışmasına katılmaya devam etmemiz.
2. Kırmızı ışıkta duran arabaların camlarını, rıza almadan silmeye kalkan ve üstelik yüzsüzce para isteyen çingene çocukları.
3. Ayrıca kırmızı ışık yeşil ışığa dönerken ki o saliselerde kornalarına bas bas basan araçlar.
4. Taksilerin onları durdurmak için yeltenmediğiniz halde, gözbebeğinizin içine içine selektör yapıp sizi araçlarına alma ihtirasları ve ne çelişkidir ki yağmurlu havalarda ya da yakın mesafelerde almak istememeleri.
5. Her yol kenarında bekleyen kadına potansiyel kevaşe gözüyle bakılması ve korna çalınması.
6. Senden dakikalar sonra gelip sıranı çalmaya çalışan, önündekilerden sıra dilenen tipler.
7. Kredi kartınız olduğunu, ihtiyacınızı karşıladığını söylediğiniz halde ısrarla kendi kartlarının avantajlarını telefonda anlatmak isteyen banka çalışanları.
8. Aynı anda hem seninle, hem başka biriyle telefonda görüşebilme yeteneğine sahip, aşırı yoğun, uzman sekreterler.
9. Bilgisayarın “b”sinden anlamayan ama aynı zamanda ticaret yapabilen şahıslara hesap kitap anlatmak.
10. Alışveriş merkezlerinde ya da marketlerde, siz geçerken hassasötesi ayarlandığı için dat dat öten x-ray cihazları.
11. Koyabilecek cebi, çantası olduğu halde son model telefonunu boynuna asarak dolaşan gösteriş budalaları.
12. Mağazalarda dolaşırken, bir anda yanınızda gölge gibi biten, yardımcı olmak istediğini söyleyip sizi alışverişten soğutan ve bu yüzden bir şey almadan çıkmanıza sebep olan tezgahtarlar.
13. Kilolu olduğunu bile bile üstüne yapışık giysiler giyen, yağlarını sergilemekten pek hoşnut olan obez kişiler.
14. Samimi olmadığınız hatta yeni tanıştığınız halde size “canım, hayatım…” diye hitap eden sevgi kelebekleri.
15. Hala seyredilmeye ve tutulmaya devam edilen kadın sabah programları.(eğitim şart !!)
16. Sevdiği takım uğruna bir insanın canını alabilen katil ruhlar, çocukları istismar eden sapık zihniyetler.
17. Polen saçıyormuş diye ağaç kesmeye cüret eden dallamalar.
18. Sinemada film seyrederken, etrafınızda oturan, nerede ve ne amaçla burada olduğunun farkında olmayan, konuşarak, gülerek gürültü yapan, cep telefonuyla oynayıp o karanlıkta ışığını gözünüze sokan rahatsız tipler.
19. İşi blog çalmaya kadar vardırabilen acımasız hackerlar.......



Daha yazacaktım da frenledim kendimi :p
Haksız mıyım yani, eminim sizde bu saydıklarıma katılıyorsunuzdur.Oooh biraz rahatladım yazınca :D


İşte tarifim:

Malzemeler:

  • 4 adet bostan patlıcanı
  • 500 gr.hindi göğsü (kuşbaşından biraz daha küçük doğranmış)
  • 1 adet orta boy soğan
  • 2 adet domates (küp küp kesilmiş)
  • 2 adet sivri biber (ince ince doğranmış)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı acı biber salçası
  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Kimyon,karabiber,tuz
Üzeri için:
  • Rendelenmiş kaşar peyniri
Yapılışı:
Bostan patlıcanlarını alacalı soyup ortalarından ikiye bölün ve içlerini oyun.Sonra tuzlu suda biraz bekletin.Bu arada sıvıyağda hindi etlerini soteleyin.Üzerine sırayla soğan ve biberleri, ardından domatesleri katıp sotelemeye devam edin.Salçaları ve baharatlarıda kattıktan sonra ocağın altını kapatın. Patlıcanları tuzlu sudan çıkarıp kuruladıktan sonra fritözde kızartın.Pişirme kağıdı yaydığınız fırın kabınıza patlıcanları dizin.İçlerine hazırladığınız hindili harcı doldurun. Üzerlerine rendelenmiş kaşar peynirinide koyduktan sonra 170 derecede önceden ısıtılmış fırında kaşarlar eriyip kızarana kadar pişirin.Püre ve pilavla servis edin.Muhteşem bir yemek oluyor.Servisi de çok şık :D Alttaki çoban salatası da yanına iyi gidiyor.




Çoban Salatası

Bu salatada önemli olan malzemelerin mümkün olduğunca küçük doğranmasıdır.Kaşıkla yenebilmesi ve sosunun içine iyice işlemesi için bu gereklidir.Bazı hanımlar iri iri doğrayarak yapıyorlar bu salatayı hiç lezzetli olmuyor.

Malzemeler:
  • 3 adet domates
  • 2 adet salatalık
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 adet sivri biber
  • Bir tutam maydonoz
  • 1 çay kaşığı toz acı kırmızı biber
  • Tuz
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı nar ekşisi
  • 1 adet limon

Yapılışı:

Malzemeleri yıkadıktan sonra domates ve salatalıkları ufak ufak, biber, soğan ve maydonozları ince ince doğrayın.Önce limon ve nar ekşisiyle sonra zeytinyağıyla karıştırıp, kırmızı biber ve tuzunuda kattıktan sonra süsleyip servis edin.

ÖNERİYORUUUM !

Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı
Klasikleşmiş ve Harrison Ford'u Harrison Ford yapan Indiana Jones'un 4.filmi Kafatası Krallığı'nı dün gece seyrettik.
Star Wars filmlerinin yapımcısı Lucas ürünü olan filmi Steven Spielberg yönetmiş.
Biraz yaşlı bir Jones filmi olsada, bunu örtecek görsellerle dolu bir filmdi diyebilirim.
Jones filmlerinin güldüren yönleri, aksiyon dolu sahneleri , tabiat ve tarih dokusu bu filmde de sizi sarıyor.
Cate Blanchett'in filmdeki rus şivesiyle ingilizce konuşması bence mükemmeldi.
Harrison Ford'la başarılı bir Indiana Jones filmi daha seyretmek istiyorsanız hiç durmayın.Gidin bu filme :D
Fermat's Room-Kapan
Film, birbirini hiç tanımayan dört matematikçinin, gizemli biri tarafından büyük bir bulmacayı çözmeleri için davet edilmesiyle başlıyor.Bir odada buluşan bu kişiler bir anda kendilerini bir tuzağın içinde buluyorlar. Kendilerine yöneltilen soruları zamanında ve doğru olarak çözemezlerse, içinde bulundukları odanın yavaş yavaş daralarak onları öldürmek için tasarlandığının farkına varıyorlar. Bunun yanı sıra çözmeleri gereken en önemli problemin ise, kendilerini buraya getiren sebep ve aralarındaki ilişki karmaşası olduğuyla yüzyüze geliyorlar.

İlginç, heyecanlı ve matematik problemi çözmeyi sevenlerin izlemesi gereken bir film.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Tahinli Kurabiye

Aksesuar düşkünlüğünden ya da çılgınlığından bahsetmek istiyorum bugün.
Bütün kadınların az ya da çok takısı, ayakkabısı, çantası vardır değil mi?
Önem sırasına göre değişir her kadında bu aksesuarlar. Kimileri en çok ayakkabı almaktan, kimileri de evde bin bir tane olduğu halde takı almaktan vazgeçemez.
Ben de şu takı almaktan vazgeçemeyenlerden biriyim. Özellikle takılar arasında tercihin nedir derseniz, “küpe” derim.
Küpe benim bir parçam gibidir.Takmadan evden çıkarsam kendimi çıplak ya da eksik hissederim.Abartmıyorum aynen böyle. Zavallı kulak memelerim geceleri derin bir oooohh çekiyorlardır herhalde :D Hatta kendi aralarında konuşuyorlardır “Pınar hanım ne zaman
vazgeçecek bize bir şeyler taşıtmaktan” diye. Halbuki onları daha güzel göstermeye çalışıyorum.Anlamıyorlar ki şapşikler :p:D
Bana göre “bir takı, bireysel kimliği tasvir eden bir parçadır” Bir insana baktığım zaman bu kadın ya da erkek farketmez. Kullandığı takılardan onun hakkında bir fikir oluşturabilirim kafamda. Ya da hiç takı kullanmıyorsa alerjisi olabilir, gerçekten sevmiyor olabilir. Veya veya başka bir nedenle(alyans takmayan erkekler mesela)takmadığını düşünürüm. Yani kısaca takılar, yeni tanıştığın bir insanın zevkleri ve bakış açısıyla ilgili ufakta olsa bir fikir verebilir.

Çılgınlık derecesinde vazgeçilemeyen aksesuarlarımızdan ayakkabılara gelince, genelde rahatlık açısından düz ve spor modelleri tercih etsemde, bir kadının ayakkabı dolabında kesinlikle birkaç renk ve model ince topuklu ayakkabı olması gerektiğine inananlardanım. Bu dünyada en estetik olan canlı vücudunun, kadın vücudu olduğunu düşünürsek bunu en iyi ve güzel gösteren ayakkabının ince topuklu olması aşikar. Arada birde olsa giymek ve dişi olduğumuzu hatırlamakta fayda var.

Çantaaaaa !! Her aldığımız ayakkabının rengine uygun bir tane olması için dolapları çanta cenneti yaparız. Didik didik ederiz çarşıları turkuaz rengi çanta bulmak için. Neymiş ? Ayakkabı o renk çanta bulunmadan giyilemezmiş. Hatta o çantaya uygun elbise veya bluz alırız.Tam kombine oluruz. Millet bizi görünce turkuaz rengi derin denizlere dalar gider :D:D
Şimdilerde bavul misali büyük çantalar moda oldu.İyiki de oldu.Her şeyi alıyorlar içine maşallah.Pazara veya markete gittiğinde başka torbaya gerek yok. Doldur içine patatesi, soğanı :D:P

Şaka bir yana, her gün kullanılabilecek çanta dediğin içine cüzdan, devasa olmayan bir makyaj çantası, fotoğraf makinesi, kitap, parfüm, cep telefonu gibi ihtiyaçları alamıyorsa o çanta kullanışlı değil bana göre. Eskiden çok minik çantalar modaydı.O düdük gibi çantaları nasıl kullanıyormuşuz? İçine cüzdan bile zor sığıyordu. Üstelik takınca koltuk altında kayboluyorlardı. İlginç geliyor şimdi :D:D
Daha bir sürü aksesuar var aslında hayatımızda. Gözlük, saat, şapka, kemer,….. Benim için en önemli olanları yazdım.Diğerleriyle de cilveleşiyoruz ama takı, ayakkabı ve çanta kadar değil.
Böyle iştah kabartan vitrinler oldukça daha çok çıldırırız çoooooookk !! :D:D


Uzun zamandır tahinli kurabiye tarifi denemek istiyordum.Sevdiğim ve takip ettiğim portakal ağacı sitesinin sahibi sevgili Hatice'nin yapmış olduğu kurabiyenin tarifini denedim ve gerçekten yiyenler tarafından çok beğenildi.Ben de sürekli yapmaya karar verdim.

Malzemeler:
Hamuru için:
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı tahin
  • 200 gr.nebati yağ (oda sıcaklığında yumuşamış)
  • 1 yumurtanın sarısı
  • 1 paket vanilya
  • 3.5-4 su bardağı un
Üzeri için:
  • 1 yumurtanın akı
  • 1 çay bardağı dövülmüş ceviz
Yapılışı:
Tozşeker ve tahini iyice karıştırın.Sonra üstüne nebati yağı, 1 yumurtanın sarısını, vanilyayı ve unu ilave edip sert bir hamur elde edinceye kadar yoğurun.Hamurdan ceviz büyüklüğünde toplar yapıp elinizle yassılaştırın.Önce yumurta akına daha sonra dövülmüş ceviziçine batırıp pişirme kağıdı yaydığınız tepsinize dizin. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 25 dakika kadar pişirin.

Yanında çayla bir harika :D


ÖNERİYORUUUM !

Reign Over Me (Hayatı Yakala)
Geçtiğimiz hafta sonu iki Adam Sandler filmi seyrettik. Bunlardan biri ve beni en çok etkileyeni bu film oldu.
Annesini, babasını, eşini ve üç kızını bir uçak kazasında kaybetmiş bir adamı canlandırıyor burada Adam Sandler.
Yaşadığı acıdan dolayı yalnız yaşamayı seçmiş ve hayatına kimseyi sokmamışken, üniversiteden arkadaşının onu yolda tanımasıyla başlayan film, Adam Sandler'ın müthiş oyunculuğunu gözler önüne seriyor.İlk defa bu filmde Adam Sandler'ı bu kadar asık bir yüzle seyrettim.Arkadaşı rolünde "Hotel Rwanda"dan tanıdığımız Don Cheadle var.Liv Tyler'ı da unutmayalım.
I Now Pronounce You Chuck and Larry (Damadı Öpebilirsin)
Seyrettiğim ikinci Adam Sandler filmi komedi türündeydi.
İki itfaiyeci ve aynı zamanda iki iyi dost olan Chuck ve Larry'nin yaşadığı traji-komik maceraları anlatıyor.Dul olan Chuck'ın çocuklarını koruma ve sigorta altına almak için bir yangında hayatını kurtardığı dostu Chuck'tan yardım istemesi ve bunun neticesinde bu sigortayı yaptırabilmeleri için evlenmelerine ve numaradan iki gay gibi davranmalarına , sonrasında da gelişen komik sahnelerle dolu bir film.

Aslında filmin verdiği mesaj; "eğer gerçekten dostsan, dostun için her özveride bulunursun"

Jumper
Star Wars'tan anımsayacağınız Hayden Christensen başrolde.
Kendi zihninde canlandırdığı her yere istediği anda gidebilen bir yeteneğe sahip gencin yaşadığı aksiyon dolu maceraları konu alan bilim-kurgu türünde bir film.


14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kremalı Mantar Soslu Makarna

Uzun zamandır “fobilerimiz” konusunda yazmak istiyordum.
Her insanın ufakta olsa korkusu ya da korkuları vardır değil mi?
İtiraf ediyorum.Evet benim korkularım vaaaar :p :S
Yazarsam biraz hafifletmiş olur muyum acaba? Terapi niteliğinde bir yazı olur belki kimbilir?
Bu korku denen illet, insanoğlunu en zayıf anlarında yakalayan bir duygu…
İrade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan, onu çaresiz ve özgüvensiz bırakan bir şey…
En fazla günyüzüne çıkan korkumu trafikte yaşıyorum ben.
Galiba bu benim en büyük korkum :(
“Trafik kazası geçirir miyim korkusu”
Bunun fobi olan adını (trafinismortfobi olabilir mesela :p :) bilmiyorum.Bilen varsa söylesin.
Karşıdan karşıya geçerken yeşil ışık bana “geç” emri verse dahi gelen arabaların bana olan mesafesinin gerçekten tehlike arz etmeyecek seviyede ve durumda olduğundan emin olmadan yola adımımı atamıyorum. Trafikte şöför koltuğu yanında da pek rahat değilim. Şöföre güvenmediğimden değil, sanki diğer araçlara güvenmiyorum. Korku yanında güven problemi de yaşıyorum sanırım. Acaba bu korkumun sebebi filmlerde haddinden fazla ve etkileyici trafik kazaları ve çarpışma sahneleri izlemememden kaynaklanıyor olabilir mi? Çünkü şükür ki bu zamana kadar bir kaza yaşamadım.Yani ondan kalan bir travma ya da iz değil benimkisi. Diyeceksiniz ki “aman Pınar senin canın çok tatlı, ondandır”.Peki soruyorum o zaman “kimin canı tatlı değil ?””kim erkenden bu dünyadan göçmek ister?”
Tabi ki bütün canlılar nefes almanın devamlılığını sürdürmek isterler. Hayvanlar bile hayatlarının tehlikede olduğunu içgüdüsel olarak sezdikleri anda kaçarlar. Yani bu korku denen musibet işte burada devreye giriyor.Canlılar yaşamını tehlikeye düşürecek bir tehdit algıladığı zaman korkmaya başlarlar. Ben de bu biraz abartılmış olabilir kabul ediyorum. Fobim bu benim, diyorum işte fobiiiiim :D
Bilumum başka korkularım da var.
Mesela çok yüksek bir yerden aşağı iki saniyeden fazla bakamam. Otuz katlı apartmanlar vardır. Hani bakınca insanlar minicik gözükür. Bedavaya verseler oturamam o dairelerde. En fazla dört -beş katlı olacak.Ya da müstakil ve bahçesi olan bir ev olsun mümkünse :P(Ay kendimi konsere ge lmeden önce bin tane istek sıralayıp,kapris yapan dünya starları gibi hissettim.Hani odasına beş ayrı renk bornoz isteyen tiplerden :p)
Ayrıca buna bağlı olarak,uçakta da diken üstünde giderim. Bazıları içkisini yudumlar, bulmaca çözer. Ben inmek için dakikaları sayarım. Ben çok ödleğim galiba. Ya da şimdiden , daha bu yaşta ölümden mi korkuyorum ne?
Yakında bende panik atakta başlar bu gidişle. Kendimi eğitmem lazım. Bu böyle olmaz. Ergenlik çağlarımda böyle değildim.Daha bir gözü karaydım aslında. Zaman geçtikçe değişmişim.Şaşırıyorum.
Pes yani diyorum kendime !
Korkularımla yüzleştim. Şimdi beşe kadar sayıyorum ve hepsi gitsin diyorum :P


Tarifim:
Malzemeler:

  • 1 paket kesme makarna (500 gr.)
  • 250 gr. mantar
  • 1 paket sıvı krema
  • 50 gr.tereyağı
  • Karabiber,tuz

Yapılışı:

Makarnaları haşlayıp süzün. Mantarları yıkayıp, bıçak sırtı kalınlığında dilimleyin.Sos tencerenizde tereyağını eritin.İçine mantarları katıp sularını çekene kadar pişirin.Sıvı kremayı ilave edin.Koyulaşana kadar pişirmeye devam edin. Tuzu ve karabiberide katıp, sos sıcakken tabağa aldığınız makarnaların üzerine dökün.Tabağı naneyle süsleyip servis edin.

Gayet lezzetli ve karın doyurucu bir yemek.Ekstra başka bir şey yapmaya gerek kalmadan ayıla bayıla yedik.Tavsiye ediyorum.




Rus Salatası

Malzemeler:

  • 3 adet patates
  • 2 adet havuç
  • 400 gr. konserve bezelye
  • 7-8 adet kornişon turşu
  • 6-7 kaşık mayonez (calvé önerilir)
Yapılışı:

Patateslerin kabuklarını soyup, küp küp doğrayın.Havuçlarıda temizleyip yıkadıktan sonra küp küp doğrayın.Her ikisini tuzlu suda haşlayın.(Kontrol ederek haşlayın, çok pişmesin)Kornişonları da küp küp doğradıktan sonra bütün malzemeleri derince bir kapta , mayonezide katıp karıştırın. Sonra servis tabağına alın.